kayıt

geceye bir şiir bırak

  1. 976
    İstanbul’u Dinliyorum

    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı 
    Önce hafiften bir rüzgar esiyor;
    Yavaş yavaş sallanıyor
    Yapraklar, ağaçlarda;
    Uzaklarda, çok uzaklarda,
    Sucuların hiç durmayan çıngırakları
    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
    Kuşlar geçiyor, derken;
    Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık.
    Ağlar çekiliyor dalyanlarda;
    Bir kadının suya değiyor ayakları;
    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
    Serin serin Kapalıçarşı
    Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa
    Güvercin dolu avlular
    Çekiç sesleri geliyor doklardan
    Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları;
    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
    Başımda eski alemlerin sarhoşluğu
    Loş kayıkhaneleriyle bir yalı;
    Dinmiş lodosların uğultusu içinde
    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
    Bir yosma geçiyor kaldırımdan;
    Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.
    Birşey düşüyor elinden yere;
    Bir gül olmalı;
    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
    Bir kuş çırpınıyor eteklerinde;
    Alnın sıcak mı, değil mi, biliyorum;
    Dudakların ıslak mı, değil mi, biliyorum;
    Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
    Kalbinin vuruşundan anlıyorum;
    İstanbul'u dinliyorum.
  2. 977
    “Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
    Alt katında uyumayı bir ranzanın
    üst katında çocukluğum...”

    Not: Didem abla aynı zamanda bir füsun’dur.

    (bkz: Didem madak-izm)
  3. 978
    "Bir mumun ardında bekleyen rüzgar
    Işıksız ruhumu sallar da durur
    Zambaklar en ıssız yerlerde açar"
  4. 979
    "o yankılayan duvar önümden alınsın istedim ve alındı
    sesimin karşılıksız bir boşluğa zerk olmasından korkuyorum
    adım mustafa içi boşaltılmış bir elma değilim
    salt kabuktan ve kokudan ibaret değilim"

    (bkz: mustafa'nın eve dönerkenki yalnızlığıdır)
  5. 980
    "Bin yıldan uzun bir gecenin bestesidir bu;
    Bin yıl sürecek zannedilen kar sesidir bu.

    Bir kuytu manastırda duâlar gibi gamlı,
    Yüzlerce ağızdan koro hâlinde devamlı,

    Bir erganun âhengi yayılmakta derinden...
    Duydumsa da zevk almadım İslâv kederinden.

    Zihnim bu şehirden, bu devirden çok uzakta,
    Tanbûri Cemil Bey çalıyor eski plâkta.

    Birdenbire mes'ûdum işitmek hevesiyle,
    Gönlüm dolu İstanbul'un en özlü sesiyle.

    Sandım ki uzaklaştı yağan kar ve karanlık,
    Uykumda bütün bir gece Körfez'deyim artık!"

    -yahya kemal beyatlı-
    (bkz: Kar Mûsikîleri)

    -ciddi
  6. 981
    Şükrü erbaş'ın eleştiri dolu şiiri:
    köylüleri niçin öldürmeliyiz?
    çünkü onlar ağırkanlı adamlardır.
    değişen bir dünyaya karşı
    kerpiç duvarlar gibi katı
    çakır dikenleri gibi susuz
    kayıtsızca direnerek yaşarlar.
    aptal, kaba ve kurnazdırlar.
    inanarak ve kolayca yalan söylerler.
    paraları olsa da
    yoksul görünmek gibi bir hünerleri vardır.
    herşeyi hafife alır ve herkese söverler.
    yağmuru, rüzgarı ve güneşi
    birgün olsun ekinleri akıllarına gelmeden
    düşünemezler...
    ve birbirlerinin sınırlarını sürerek
    topraklarını
    büyütmeye çalışırlar.

    köylüleri niçin öldürmeliyiz?
    çünkü onlar karılarını döverler
    seslerinin tonu yumuşak değildir
    dışarıda ezildikçe içeride zulüm kesilirler.
    gazete okumaz ve haksızlığa
    ancak kendileri uğrarsa karşı çıkarlar.
    karşılığı olmadan kimseye yardım etmezler.
    adım başı pınar olsa da köylerinde
    temiz giyinmez ve her zaman
    bir karış sakalla gezerler.
    çocuklarını iyi yetiştirmezler
    evlerinde kitap, müzik ve resim yoktur.
    birgün olsun dişlerini fırçalamaz
    ve şapkalarını ancak yatarken çıkarırlar.

    köylüleri niçin öldürmeliyiz?
    çünkü onlar yanlış partilere oy verirler
    kendilerinden olanlarla alay edip
    tuhaf bir şekilde başkalarına inanırlar.
    devlet; tapu dairesi, banka borcu ve hastanedir
    devletten korkar ve en çok ona hile yaparlar.
    yiğittirler askerde subay dövecek kadar
    ama bir memur karşısında -bu da tuhaftır-
    ezim ezim ezilirler.
    enflasyon denince buğday ve gübre fiyatlarını bilirler.
    onbir ay gökyüzünden bereket beklerler,
    dindardırlar ahret korkusu içinde
    ama bir kadının topuklarından
    memelerini görecek kadar bıçkındırlar
    harmanı kaldırdıktan sonra yılda bir kez
    şehre giderler!...

    köylüleri niçin öldürmeliyiz?
    çünkü onlar köpekleri boğuşunca kavga ederler
    birbirlerinin evlerine ancak
    ölümlerde ve düğünlerde giderler.
    şarkı söylemekten ve kederlenmekten utanırlar
    gülmek ayıp eğlenmek zayıflıktır
    ancak rakı içtiklerinde duygulanır ve ağlarlar.
    binlerce yılın kabuğu altında
    yürekleri bir gaz lambası kadar kalmıştır.
    aldanmak korkusu içinde
    sürekli birbirlerini aldatırlar.
    bir yere birlikte gitmeleri gerekirse
    karılarından en az on adım önde yürürler
    ve bir erkeklik işareti olarak
    onları herkesin ortasında azarlarlar.

    köylüleri niçin öldürmeliyiz?
    çünkü onlar otobüslerde ayakkabılarını çıkarırlar
    ayak ve ağız kokuları içinde kurulup koltuklara
    herkesi bunalta bunalta, yüksek perdeden
    kızlarının talihsizliğini ve hayırsız oğullarını anlatır,
    yoksulluktan kıvrandıkları halde, şükür içinde
    bunun, tanrının bir lütfu olduğuna inanırlar.
    ve önemsiz bir şeyden söz eder gibi, her fırsatta
    gizli bir övünçle, uzak şehirdeki
    zengin akrabalarından sözederler.
    kibardırlar lokantada yemek yemeyi bilecek kadar
    ama sokağa çıkar çıkmaz hünküre hünküre
    yollara tükürürler...
    ve sonra şaşarak temizliğine ve düzenine
    şehirde yaşamanın iyiliğinden konuşurlar.

    köylüleri niçin öldürmeliyiz?
    çünkü onlar ilk akışamdan uyurlar.
    yarı gecelerde yıldızlara bakarak
    başka dünyaları düşünmek gibi tutkuları yoktur.
    gökyüzünü, baharda yağmur yağarsa
    ve yaz güneşlerini, ekinlerini yeşertirse severler.
    hayal güçleri kıttır ve hiçbir yeniliğe
    -bu, verimi yüksek bir tohum bile olsa-
    sonuçlarını görmeden inanmazlar.
    dünyanın gelişimine katkıları yoktur.
    mülk düşkünüdürler amansız derecede
    bir ülkenin geleceği
    küçücük topraklarının ipoteği altındadır
    ve bir kaya parçası gibi dururlar su geçirmeden,
    zamanın derin ırmakları önünde...

    köylüleri söyleyin nasil
    nasil kurtaralim?
  7. 982
    bir adın kalmalı geriye
    bütün kırılmış şeylerin nihayetinde
    aynaların ardında sır
    yalnızlığın peşinde kuvvet
    evet nihayet
    bir adın kalmalı geriye
    bir de o kahreden gurbet

    sen say ki
    ben hiç ağlamadım
    hiç ateşe tutmadım yüreğimi
    geceleri, koynuma almadım ihaneti
    ve say ki
    bütün şiirler gözlerini
    bütün şarkılar saçlarını söylemedi
    hele nihavent
    hele buselik hiç geçmedi fikrimden
    ve hiç gitmedi
    bir topak kan gibi adın
    içimin nehirlerinden
    evet yangın
    evet salaş yalvarmanın korkusunda talan
    evet kaybetmenin o zehirli buğusu
    evet nisyan
    evet kahrolmuş sayfaların arasında adın
    sokaklar dolusu bir adamın yalnızlığı
    bu sevda biraz nadan
    biraz da hıçkırık tadı
    pencere önü menekşelerinde her akşam

    dağlar sonra oynadı yerinden
    ve hallaçlar attı pamuğu fütursuzca
    sen say ki
    yerin dibine geçti
    geçmeyesi sevdam
    ve ben seni sevdiğim zaman
    bu şehre yağmurlar yağdı
    yani ben seni sevdiğim zaman
    ayrılık kurşun kadar ağır
    gülüşün kadar felaketiydi yaşamanın
    yine de bir adın kalmalı geriye
    bütün kırılmış şeylerin nihayetinde
    aynaların ardında sır
    yalnızlığın peşinde kuvvet
    evet nihayet
    bir adın kalmalı geriye
    bir de o kahreden gurbet
    beni affet
    Kaybetmek için erken, sevmek için çok geç..

    (bkz: Ahmet Hamdi Tanpınar)
    • En sevdiğim şiir... Düşecek yerimiz kalmadı krdşm yeter.
      -piç
    • O zamanlar facebook'um yoktu... İnternetim bile yoktu... Komple ben yoktum...
      -piç
    • Al bi daha düştük.
      -piç
  8. 983
    Seni kamçılardan çıkardım
    Tevbelerle başladı rahmet vuruşları
    İnsan ağlar oldun yürekli göğüsler kurdun
    Sesimi işkencelerden alırdın
    Elimin altına dökerdin etlerini

    Hızlı varışlara bile hazırım daha
    Dayanırdı yelken bezleri saf saf insan enginlikleri
    Bir geçmiş zaman kalkanı indi
    Çınar ağaçlarından sahil sularına

    Kalbim kalkıp indi gemilerden
    Çok tarandım başka saçlar tarandım sokaklarda
    Kapris kamburu çıkardı yıllar
    Ve bir tek çıban çıkaran yoktu sancılarla

    (bkz: muntazam)
  9. 984
    ikimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım
    şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
    bebe dişlerinden güneşlerden yanab otlarından
    durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
    şu aranıp duran korkak ellerimi tut
    bu evleri atla bu evleri de bunları da
    göğe bakalım

    falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım
    inecek var deriz otobüs durur ineriz
    bu karanlık böyle iyi afferin tanrıya
    herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum
    hırsızlar polisler açlar toklar uyusun
    herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam
    herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım
    nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda
    beni bırak göğe bakalım

    senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
    tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum
    bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
    sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
    seni aldım bu sunturlu yere getirdim
    sayısız penceren vardı bir bir kapattım
    bana dönesin diye bir bir kapattım
    şimdi otobüs gelir biner gideriz
    dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
    bir ellerin bir ellerim yeter belleyelim yetsin
    seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
    durma kendini hatırlat
    durma göğe bakalım

    turgut uyar
  10. 985
    Sen geldin ve benim deli köşemde durdun
    Bulutlar geldi ve üstünde durdu
    Merhametin ta kendisiydi gözlerin
    Merhamet saçlarını ıslatan sessiz bir yağmurdu
    Bulutlar geldi altında durduk
    ...

    Dişlerin öpülen çocuk yüzleri
    Güneşe açılan küçük aynalar
    Sert içkiler keskin kokular dişlerin
    İçinden geçilen küçük aynalar
    ...
    sezai karakoç, köşe
  11. 986
    — gurbet ademden kara, hasret ölümden acı.
    ne zaman tükenecek bu yollar, arabacı?
    — henüz bana "yolunun sonu budur!" denmedi,
    ben ömrümü harcadım, bu yollar tükenmedi.

    — atları hızlı sür ki köye pek geç varmasın,
    nişanlımın gözleri yollarda kararmasın.
    — düştüğüm yollar gibi sonsuzdur benim tasam,
    bekleyenim olsa da razıyım kavuşmasam...

    — bir kere görse gözüm köyün aydınlığını
    kül bağlar içerimde bu kızıl kor yığını.
    — senin de yolun biter, diner gözünde yaşlar,
    benim uğursuz yolum bittiği yerden başlar!

    *faruk nafiz çamlıbel
    (yolcu ile arabacı)
  12. 987
    İçinden doğru sevdim seni
    Bakışlarından doğru sevdim de
    Ağzındaki ıslaklığın buğusundan
    Sesini yapan sözcüklerden sevdim bir de
    Beni sevdiğin gibi sevdim seni
    Kar bırakılmış karanlığından.
    Yerleştir bu sevdayı her yerine
    Yüzünde ter olan su damlacıklarının
    Kaynağına yerleştir
    Her zaman saklamadığın, acısızlığın son durağına
    Gül taşıyan çocuğuna yerleştir
    Ve omuzlarına daracık omuzlarına
    Üşümüş gibisin de sanki azıcık öne taşırdığın
    Tam oraya işte, uçsuz bucaksız bir düzlükten
    Bir papatya tarlasıyla ayrılmış göğüslerine yerleştir
    Ve esmerliğine bir de, eski bir yangının izlerinin renginde
    Saçlarının yana düşüşüne, onları bölen ikiliğe
    Alnından başlayan ve ayak bileklerinde duran
    Yani senin olmayan, seni bir boşluk gibi saran hüzne Yerleştir onu bir kentin parça parça aklında tuttuğun
    Kar taneleri gibi uçuşan
    Ve her gün biraz daha hafifleyen semtlerine
    Yerleştir bu sevdayı her yerine.
    Ekledim ben tattığım her şeyi denizlere
    Bildiğim ne varsa onlar da hep denizlerden
    Sen de bir deniz gibi yerleştir onu istersen
    Sevdayı
    Ve köpüklendir
    Ve yaşlandır ki işte kederi anlamasın
    Ama dur, her deniz yaşlıdır zaten
    Öğrenmez ama öğretir mutluluğu
    Bizim sevdamız da öyledir, iyi şiirler gibi
    Biraz da herkes içindir. Ve gelinciğin ikinci tadına benzemeli
    Var eden kendini birincisinden
    Yani bir sevdayı sevgiye dönüştüren.
    Ben şimdi bir yabancı gibi gülümseyen
    Tanımadığın bir ülke gibi
    İçinde yaşamadığın bir zaman gibi
    Tam kendisi gibi mutluluğun
    Beni bekliyorsun
    Ve onu bekliyorsun beni beklerken.

    Edip Cansever

    duygusal modum geceden açık kalmış.
  13. 988
    youtu.be/...
    bu adamın sesini çok beğeniyorum!
    • 989
      Seni düşünürken
      Bir çakıl taşı ısınır içimde
      Bir kuş gelir yüreğimin ucuna konar
      Bir gelincik açılır ansızın
      Bir gelincik sinsi sinsi kanar

      Seni düşünürken
      Bir erik ağacı tepeden tırnağa donanır
      Deliler gibi dönmeğe başlar
      Döndükçe yumak yumak çözülür
      Çözüldükçe ufalır küçülür
      Çekirdeği henüz süt bağlamış
      Masmavi bir erik kesilir ağzımda
      Dokundukça yanar dudaklarım

      Seni düşünürken
      Bir çakıl taşı ısınır içimde.

      Bedri Rahmi Eyüboğlu
    • 990
      I'm a riddle in nine syllables,
      An elephant, a ponderous house,
      A melon strolling on two tendrils.
      O red fruit, ivory, fine timbers!
      This loaf's big with its yeasty rising.
      Money's new-minted in this fat purse.
      I'm a means, a stage, a cow in calf.
      I've eaten a bag of green apples,
      Boarded the train there's no getting off.

      Sylvia Plath
    • 991
      "Ben seni duvarların arkasına sakladım,
      Karşıdan düz taş.
      Varsın hepsi yanılsın, sevincime son yok:
      Bahçem yalnız benimsin.

      Bilerek değişik anlattım, seni duvar sandılar
      Değilsin.
      Gözler üstünkörü gördü:
      Bahçem yalnız benimsin.

      Ben buralardan giderken
      Sen de benimle gelirsin.
      Bizimle biter hikaye, geride kalan yalan ses:
      Bahçem yalnız benimsin."*
    • 992
      Bir başka ülkeye,
      bir başka denize giderim," dedin,
      "bundan daha iyi bir başka şehir bulunur elbet.
      Her çabam kaderin
      olumsuz bir yargısıyla karşı karşıya;
      - bir ceset gibi - gömülü kalbim.
      Aklım daha ne kadar kalacak bu çorak ülkede?
      Yüzümü nereye çevirsem, nereye baksam,
      kara yıkıntılarını görüyorum ömrümün,
      boşuna bunca yılı tükettiğim bu ülkede."

      Yeni bir ülke bulamazsın,
      başka bir deniz bulamazsın.
      Bu şehir arkandan gelecektir.
      Sen gene aynı sokaklarda dolaşacaksın.
      Aynı mahallede kocayacaksın;
      aynı evlerde kır düşecek saçlarına.
      Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda.
      Başka bir şey umma -
      Bineceğin gemi yok, çıkacağın yol yok.
      Ömrünü nasıl tükettiysen burada,
      bu köşecikte,
      öyle tükettin demektir
      bütün yeryüzünde de.

      ve bIraktIm. iyi geceler.
    • 993
      Le Mans

      Yılın o günü gelir durur her yerde zaman
      İzleyene zevk verir keyf zerk edersin Le Mans
      Kimi bas gitar sever kimi çelloyla keman
      24 saat turlatır parkurunda ey Le Mans

      Dört kategorinde yaşatır bize büyük heyecan
      Lunaparkın çalışır sabaha kadar Le Mans
      Hakkı verilmemiş hocalardandır sevgili Zdenek Zeman
      Motor sesin ruhu besler ömrü uzatır Le Mans

      Sana gönül verdi şu garip kulun Erman
      Elalem monaco der ben durmadan Le Mans
      Medcezir’de aşkı öğretti bize mira ile yaman
      Forever trusting who we are and nothing else Le Mans

      (bkz: Erman yaşar)
    • 994
      sıkmışım dişlerimi gözlerim kanayana kadar
      çeyizimizde hüzün motifleri
      göçebe bir ağıt göğsümün derinliklerinde
      bu aşkın dönüşü yoksa
      duman kırığı gözlerinde gecenin hıçkırıkları
      kırık keman sesi ve adağım var
      moraran hercai düşlerim ateşi delip ıslatır mendilimi
      kalbime dolar korkuya susamış yasadışı bir rüzgar

      bu aşkın dönüşü yoksa
      suya düşer kokusu menekşelerin
      deniz her zamankinden daha köpüklü
      serçeler bi garip ötüşlüdür
      martıları mavnalarla başka türlü dans eder hamuruna sevgi katılmış bu dünyanın

      küflü yüzler yok hiçlik de
      hani ne derler gözlerinden öperim çocuk,gamlı sevda, şiir
      ne'm kalır geriye gülüm seni alırlarsa benden
      tiksintiler toplamı umutsuzluk sapağında ölüm.

      (bkz: kaan ince)
    • 995
      “sizin alınız al inandım
      morunuz mor inandım
      tanrınız büyük âmenna
      şiiriniz adamakıllı şiir
      dumanı da caba
      ama sizin adınız ne
      benim dengemi bozmayınız

      bütün ağaçlarla uyumuşum
      kalabalık ha olmuş ha olmamış
      sokaklarda yitirmiş cebimde bulmuşum
      ama ağaçlar şöyleymiş
      ama sokaklar böyleymiş
      ama sizin adınız ne
      benim dengemi bozmayınız

      aşkım da değişebilir gerçeklerim de
      pırıl pırıl dalgalı bir denize karşı
      yangelmişim dizboyu sulara
      hepinize iyi niyetle gülümsüyorum
      hiçbirinizle döğüşemem
      siz ne derseniz deyiniz
      benim bir gizli bildiğim var
      sizin alınız al inandım
      sizin morunuz mor inandım
      ben tam dünyaya göre
      ben tam kendime göre
      ama sizin adınız ne
      benim dengemi bozmayınız” -turgut uyar
    • 996
      i.hizliresim.com/...

      (bkz: anlamlı favlayalım)
    • 997
      Sebahattin Abi - Senin adın kavuşmak olsun
      youtu.be/...

      Tarifsiz bir sevdada kimliksiz bir sessizliktin
      Haykırışlarla çağlarken yüreğim durgun limanımdın
      Sen adını koyamadığım
      Senin adın kavuşmak olsun
      Fırtınalarda yolunu kaybeden gemi misali
      Rotasız ve pusulasız kalmışken yüreğim
      Ve hoyratça savrulurken bir limandan bir limana
      Teslim olmuşken kaderine
      Apansız sana rastladım o limanda
      Sen adını koyamadığım
      Senin adın kavuşmak olsun…
      Bakmaya kıyamazken gözlerine
      Tutmaya cesaret edemezken ellerini.
      Ve bütün cümlelerin sustuğu o yerde
      Sessiz bir haykırıştı yüreğim
      Eşsiz bir mutluluktu yaşadığım
      Sen adını koyamadığım
      Senin adın kavuşmak olsun.
      Son bahar yaprakları dökülürken içimden
      Hazanı yasarken bahar kokulu sabahlar da
      Yüreğim üşürdü gözlerimden sel olup akan yağmurda
      Sırılsıklam ıslanırken ruhum
      Solmuştu bahçemde ki tüm güller
      Sen o bahçemdeki açan tek güldün
      Sen adını koyamadığım
      Senin adın kavuşmak olsun.
      Dağ çiçeğim yaban gülüm asi sevdam.
      Saçının bir teline bir ömür adadığım
      Gözündeki bir damla yaşına şehirleri yaktığım
      İsyanım feryadım kavuşulmazım
      Sen vazgeçemeyeceğim yasaklım
      Sen adını koyamadığım
      Senin adın kavuşmak olsun.
      Sen benim yanı başımdaki uzağım
      Sen benim uzağımdaki en yakınım
      Dokunmam yasak sevmem yasak
      Sensiz bu hayatta yaşamak tuzak
      Sen adını koyamadığım
      Senin adın kavuşmak olsun.
      Sisli bir gecede ses olup da gel
      Bir sonbahar gününde yağmur olup da gel
      Soğuk bir kış gününde rüzgâr olup da gel
      Ilık bir yaz gecesinde düş olup da gel
      Sen bana yasaklarından sıyrılıp da gel
      Sen adını koyamadığım
      Senin adın kavuşmak olsun.
      Bir gün gelirde tutarsam ellerini
      Bakarsam gözlerine sevgi dolu
      Doğarsa sende yeniden bu beden
      Ve o gün verirsem şayet son nefesimi
      Ölmeden haykırmak isterim son bir kez
      Sen adını koyamadığım
      Sen yaban gülüm sen dağ çiçeğim
      Sen ruhu revanım sen yaşama sevincim
      Yasaklım adı bende saklım
      Senin adın kavuşmak olsun
      Senin adın
      Senin adın seviyorum olsun
      Seviyorum olsun
      Seni seviyorum, seni seviyorum.
    • 998
      "Madem ki güzelsin, güzeli yaşatmak için
      Madem ki iyisin, iyiliği yaşatmak için
      Madem ki umutlusun, umudu yaşatmak için

      Hadi uyan
      Yoksul olsan da uyan
      Garip olsan da uyan
      Denizi dinle yaşamak desin
      Toprağı dinle barışmak desin
      Göğü dinle sevişmek desin."
    • 999
      CEVABINI İKİMİZİN DE BİLDİĞİ SORULAR

      burası çöl
      nerde saçların nerde kesildiği yer
      nefesimizin
      cevabını bildiğim sorular soracağım sana
      hazırlan
      kalk ve itaat et yazgımıza

      biriktirdiğim ne kadar keder varsa
      saçmaya karar verdim
      ortalığa
      ağarana kadar gün anlatacağım
      dinlersen sana
      olmazsa yıldızlara

      suyun buz olmadan önceki son akışıklığı
      sonunu bile bile iğneler saplamak kalbe
      bazen haklı olmak haddinden fazla can yakar
      ve ben
      çoktan vazgeçtim haktan hukuktan
      sen haklı ol
      ben gideyim
      bu park ikimiz için çok dar

      için buza kesmişken ateşi avuçladın
      niye
      sonunu bile bile uçuruma koştun
      neden
      ağrılardan ağrı seçtin her türlü yardımı reddedip
      iskambil kağıtlarından yuva yapmaya kalktın
      iki baş sığarız diye içine
      iyi de görmedin mi
      vantilatör dönüp duruyordu tepemizde

      şimdi ne yana baksak aklımız bakmadığımızda
      ağır aksak ilerleyip iki ileri bir geri
      tutunmaya çalışıp kendimizden kalanlara
      hatırla ama unutma hatırla ama unutma
      ateşle buz neyse seninle ben de oyduk
      ayrı ayrı çok güzel
      birlikteyken ölümcül..

      (bkz: ali lidar)
    • 1000
      i.hizliresim.com/...

      naçizane.