1
iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişidir.
3
Marx'ın '' Dünyanın bütün işçileri birleşin ! '' sözüne ilham kaynağı olan, kişilerdir. Tekil bir boyuttan çıkıp, evrensel bir anlam kazanmıştır artık ''işçi''kelimesi.
5
türkiye nüfusunun büyük bir bölümünü oluşturan fakat en çok ezilen kesim. bayramları kutlu olsun diyeceğim ama yarısı çalışıyor...
6
her yıl düzenli olarak madenlerde kaybettiğimiz insanlar.
hadi diyelim ölsünler, olum bunların aileleri var lan! annesi, babası, kardeşi, ablası, teyzesi seninle aynı topraklarda yaşıyor, kardeşim! sen yan yatıp instagram'dan fotoğraf atmaya devam et, vine'da o maymunlara gülmeye devam et. zaten bize sıra gelmeyecek, biz bu ülkede yaşamıyoruz, askerlik yapmayacağız, okula gitmeyeceğiz, vergi vermiyoruz... kardeşim; bu adamlar para için her şeyi yapan insanlar, fabrikalarda bunların adamları patron, senin yapman gereken tek şey ses çıkartmandır...
7
türkiye'deki türünden ses çıkarmasını, tepki göstermesini beklerseniz -üzülerek söylüyorum- avcunuzu yalarsınız. işçi, oldu olası hep böyle bir hayat sürmek istedi. lokavt kararlarını uygulayan turgut özal'ı halk kahramanı yapanlar işçiydi. adil dünya isteyen talebeyi polislere ihbar edenler işçiydi. her darbeye balıklama atlayan, menderes asıldığında sevinçten vakvak amca dansı yapanlar, ortalık durulunca da menderes şövalyesi kesilenler yine işçiydi. bakın geçen aylarda madencilik yasaları yürürlüğe girdiğinde işverenin işten attığı işçiler basına "işveren haklı, adam işini nasıl yüzdürecek" dedi. bunları ben yapmadım, işçiler yaptı. dolayısyla isteye isteye yaşadıkları bu hayata isyan edeceklerini sanmayın.
tamam, kimse kendi iradesi dışında gelişen çarpıklıklardan, ihmallerden dolayı ölmesin. fakat kimse de başımıza fetiş olup çıkmasın.
8
toplumun çok geniş bir kesimini kapsamakta olan tanım.
işçiyi yine işçi kurtaracak. fetiş dediğimiz insanlar da ya öğrencidir ve ileride işçi olacaktır ya da an itibariyle işçidir, ya da felsefi-sosyolojik etik problemler ile işçi sınıfının sömürüsüne karşıdır ve toplumsal gelişimin işçiden geçtiğini düşünmektedir.
işçi sınıfına dahil olan sosyalist kişinin zaten fetişle alakası yok, adam kendini kurtarmaya çalışıyor.
işçi sınıfı burjuvaziye bağımlıdır sistem içerisinde. iki lokma kazanabilmek için işsizlikten kurtulabilmek için yaşayabilmek için bağlıdır ve hayatı pamuk ipliğine bağlıdır. bu sebeple sermaye sahiplerini destekleyebilir ve geniş çerçeveyi göremeden ya mecburiyetten ya da cahillikten kendi sınıfına düşman olabilir.
fakat ortada gözden kaçıramayacağımız bir sömürü düzeni vardır ki hemen hepimiz sömürülmekteyiz ya da ileride problem yaşayacağız ki rahat edebilsek bile kendi hayatımızda sömürü kaynaklı problemler bitmeyecek çünkü bu toplumun içerisinde yaşıyoruz. ama bunları görebilmek için çok daha geniş açıdan bakabilmek ve bir sürü, bir sürü bağıntı kurmak lazım. o kadar uzun yazamam.
bu bir süreçtir. burjuvazinin iktidara gelişi de yüzlerce yıl almıştır. öyle hemen bir anda olacak iş değildir. işçi sınıfı çok büyük mücadele vermiş, hatta bir sürü devlet kurmuştur. günümüzdeki koşullarda başarısız olmuş gibi görünebilir fakat sömürü koşulları ortadan kalkamayacağına göre, işçi mücadelesi de başarısız olma ihtimaline sahip değil gibi görünmekte. en iyi ihtimalde sonsuza kadar sürüyor :D
geleceği tahmin etmek imkansızdır. fakat tarihten yapılan tahliller bize ilerlemenin yolunun işçi sınıfı egemenliğinden mücadelesinden geçtiğini gösterir.
günümüzde sefaletin hastalıkların savaşların ve nice problemin, mesela kadın sömürüsünün cinayetlerinin hatta yolda "na baktın" kavgalarının bile temelinde sömürü bulunmaktadır. hırsızlığı cinayetleri suçları doğuran da sömürü düzeninin kendisidir. bütün bunları görebildikten sonra neden mücadele etmeden duramaycağımızı görürüz. gerçekten her yıl açlıktan ölen milyonlarca çocuğun varlığı bile bir şeylerin değişmesi gerektiğini bize sezdirir. ama asıl problem kendi yaşantılarımızdadır.
çok uzun konular. ama sömürüyü haklı çıkarmak adına sadece günümüzde ülkemizdeki duruma bakarak çıkarım yapamayız. geçmişte de insanlar böyle davrandılar. ama insanlık ilerledi, yıkılmaz denen nice şey yıkıldı, neler neler, oho. bize düşen doğru tarafı seçip mücadele vermek, ya da keyfimiz yerindeyse vicdanımızı rahatlatmak adına en azından başkalarına zarar vermemek olabilir mesela.
ne yapılmalı peki, bütün bunları boşverelim, kendi keyfimize bakalım. zaten kendi keyfine bakabiliyorsan işçi sınıfının sana ihtiyacı yok. işçi sınıfı ne yapacak?
9
bu tipi, vicdan üzerinden değerlendirmeyin.
ne vicdanı arkadaşlar ya ? bunlar 30 sene önce o zamanlar talebe olan ve herkesin insan gibi yaşamasından gayrı beklentisi olmayan ananızı babanızı polise ihbar etti be. hem de sırf polisin aferinini almak için. para falan değil, sırf pohpohlanmak için.
bir sene önce sokaklara çıktınız bu adiler için. bu adilerin çocukları park görsün, yeşillik görsün, beton üzerinde geberip gitmesinler diye. size atılmadık iftira bıraktılar mı ? vatan hainliğinizi, darbeciliğinizi, piçliğinizi, ibneliğinizi, orospuluğunuzu koydular mı ? tayyip erdoğan bile zerre miskal de olsa size sempati gösterdi, bir noktadan sonra üzerinize gitmedi, mahkemelerinizi düşürttü. bu aşağılıklar yüzünüze baktı mı ? şerefsizlere kalsa hepinizi telefon direklerine birer birer asarlardı. sorun sömürü düzeni filan değil cnm bnm, sömürünün bizzat kendisi bunlar, işçiler.
vicdan filan demeyin artık yalvarırım. fırsatını bulabilseler size aman etmezler, siz kalkmış vicdan micdan diyorsunuz. vicdan, suya muhtaç sokak hayvanına doğrultulur, kimsesiz çocuğa doğrultulur, hastaya doğrultulur; buna doğrultulmaz. bir kez daha vicdan duyarsam kaynatamın masanın üzerindeki resmine attırıp çerçevesini parçalarım ! yeter !
10
işçi sınıfının çeşitli davranışlarını başarılı bir şekilde genellemek mümkün değildir.
işçi sınıfı o kadar geniş bir kapsama sahiptir ki, sosyalizm gibi oldukça kalabalık ve örgütlü -göreli de olsa- ya da akp diyeli akp olsun, düşünün ülkede ne kadar kalabalıklar, ama onların bile davranışlarını işçi sınıfına genelleyemiyoruz. çünkü çok geniş bir tanımdan bahsetmekteyiz, özele indirgemek zorunda kalıyoruz.
aslında ortada insanlığa karşı bir nefret var. peki işçi sınıfının tersine bakalım, ya da ahlaklı ve iyi insanlara bakalım. kim onlar?
küçük burjuvazi mi? kendi keyfinden başka bir şeyi umursamayan zengin özentiliği ile fakirlik korkusu arasında suya sabuna dokunmadan yaşayıp gitmeğe uğraşan kesim mi süper ahlaklı ve iyi?
burjuvazi mi ahlaklı ve iyi? bütün doğa sömürüsü+insanların sefilliği, cahilliği, savaşlar, katliamlar, akıl almaz bir çok olayın sorumlusu, saf kar hırsıyla insana dair her şeyi yok etmeye çalışan burjuvazi mi ahlaklı ve iyi?
hangi sınıf, hangi kesim, hangi taraf ahlaklı ve iyi? yapılması gereken şey nedir? kendi başının çaresine bakmak mıdır? bu ne derece mümkün? yurt dışına kaçıp sömürü ile zenginleşip refah içerisinde yaşanan suya sabuna dokunmayan memleketlerde rahat hayat geçirip ölüp gidebilir imkanı bulabilen yüzde bir. geri kalanın problemi aynıdır, zaten problemi çözecek olan da onlardır, kaçıp gidenlere ihtiyaç yok.
bu yüzden diyorum kimse kimsenin vicdanına muhtaç değil. sen kendi insanlığın ile o açlıktan ölen çocuklara üzüleceksin. evine ekmek götürmek için göçük altında kalıp gidene üzüleceksin.
ahlak sınıflara özgü değildir. her sınıftan iyi ve ahlaklı insan çıkabilir. fakat ağır koşullar altında yaşayıp insandan sayılmayan ve insanca yaşamasına izin verilmeyen insanlardan ahlak beklemek ve diğerlerinden beklememek çok acı bir durumdur.
çoğunluk sokaklara yeşillik için çıkmadı. çıkan çoğunluk da yine işçi sınıfı ve işçi sınıfı çocuklarıydı. ülkenin çok çok büyük bir kesimi işçi sınıfına dahil bunu unutmamak gerekir. ihbar eden işçiler de oldu, çok büyük kitleler halinde hatta örgütlü halde katılan işçiler de oldu. genellenemez.
senin o adiler dediğin insan benim annemdir, babamdır, büyükbabamdır. hayatı boyunca ekmek için çalışmış kimseye kötülüğü dokunmamış yine de hastalıktan fakirlikten kırılan çocuğunun cebine harçlık koyamayan insanlardır. cahillik derken bundan kast ediyor ve ergenlik olarak artırıyorum, ayıptır. işçi sınıfını ne zannediyorsun sen, üç beş kişi mi?
ben işçi sınıfı üyesiyim diyorum. vicdan gösteriyor filan değilim, gösteriyorum ama, vicdan göstermeme ihtiyaç yok. bu benim kavgam mecburen.
tekrarlıyorum insanca yaşamasına izin verilmeyen insanlardan öyle birden bire mükemmel bir hayat ahlak bekleniyor. neden tepede bu insanların insanca yaşamasına izin verilmeyenlere suçlama yöneltilmiyor? bir kere bile onlara laf ettiğini görmedim.
bu bir süreçtir. işçi sınıfının aydınları mevcuttur. örgütlülük dağılmış bozulmuş olsa da zamanında çok büyük ilerlemeler kaydedilmiş harika işçi aydınları yetişmiştir. sadece bir kaç on yıldır örgütlülük dağılmış ve aydınlar susturulmuştur. bu durum değişsin diye büyük bir çaba vardır. bir kaç on yıl sonra belki yüz yıl sonra bu durum yine değişecektir. belki yüzlerce yıl sürse de eninde sonunda insanlık ilerleyecek ve tepesindeki asalakları sırtından atacaktır. insanın mal olmasına, insanca yaşama hakkından mahrum bırakılmasına, pislik içerisinde fakirlik sefalet içerisinde sapkınlık içerisinde yetişmesine fırsat verilmeyen kar için değil insan ihtiyacı için üretilen bir toplum gelecektir. gelmelidir. bunun için mücadele verilmelidir.
ne sanatımız sanat, ne felsefemiz felsefe, ne bilimimiz bilim, hiçbir üretimimiz insan için değil, hepsi kar için, hepsi sermaye sahipleri ceplerini daha fazla doldurabilsinler diye, medya, demokrasi, devlet, polis, asker, fabrikalar, üniversiteler, liseler, ilkokullar, anaokulları, hepsi, hepsi bunun için. böyle bir düzen içerisinde insan ne kadar insanca yaşayabilir?
sorun hep insandan nefret ediyor olman. bunu da ergenlik diye tabir ettiğim şeye bağlıyorum. hepimiz aynı zorlukları çekiyoruz. çözmeye uğraşmalı, çözüm aramalı, başka türlü ilerleme gerçekleşmez, hep böyle gelip gideriz, sokaktaki çocuklar mendil satmayı sevilmeye üstün tutarlar -bunun güzel bir hikayesi var istersen anlatırım sonra-, hayatı boyunca çalışan kemikleri eriyen beli yamulan hastalıktan türlü organları bozulan insanlar çocuklarına bir bisiklet alamazken ağaoğlu gibiler çocuklarının yarış teknelerini parçalatıp yerine uçak alırlar.
yani illa sosyalist olma da, insandan da nefret etme be arkadaş. hele kimsenin senin vicdanına ihtiyacı olduğunu hiç düşünme. öyle bir şey zaten yok. ben gideyim de işçi sınıfını kurtarayım diye bir şey yok. yok, yok yok.
11
İşçi ya da amele, başkasının yararına bedenini, kafa gücünü ya da el becerisini kullanarak bir yere bağlı olup, ücretle çalışan kimseye verilen addır. 4857 sayılı iş kanunu'na göre, yani hukuki anlamda bir şirketten ya da kurumdan maaş alan herkes işçidir. Ben bu konuya, kendi yaptığım meslekten yola çıkarak bakıp inceleme gereği duyuyorum. İşçiler, iş hayatının en kalabalık meslek dalını oluşturan gruba dahil olarak çalışmaktadırlar. İşçi kavramı, bu gibi olay örgüleri neticesinde doğup, büyümeye başlamış olan bir kavramdır. Eski nesillerin yapmış ve hala yapmakta olduğu ''avcılık'' ve ''toplayıcı'' eyleminden itibaren, iyice yeşermiş ve günümüze kadar gelmiştir.
Bu insanların yapmış olduğu tüm emekleri karşılıksız bırakmamak adına, ''bir mayıs'' gününün bayram olarak ilan edilmesinin önemini de buradan tüm herkese hatırlatmakta fayda görüyorum. Bir mayıs ayının çoktan geçtiğinin farkında olmama rağmen, bir kere daha olsa bile; başlık ile bağlantısı olduğu için, yine-yeniden herkesi şuradan kutlamak istiyorum efendim.
(bkz: geçmiş bayramınız kutlu olsun)
12
Asla hakkı verilmeyen meslektir. Babamda en büyük örneğini gördüm. Hasta olduğu halde günde 16 saat asgari ücrete çalıştı. Bi gün bir iş kazası nedeniyle tek bacağını kaybetti dava açtık ve sonuç ne mi? Babam suçlu (!) olduğu için tazminat alamadı. Evet inşaattan düşen parçaların o anda altında olmak babamın suçu hakim bey haklısınız. Ve sendikacılar evet sizde haklısınız savunmamakta sonuçta reklam yapılamaz bu olaydan dimi?!
Sonuç mu?
Okulu bıraktım çalışıyorum. Evet devlet eğitimi de destekliyor haklısınız.
Not: Yaptığım eleştirilerin tehlikeli olduğunu biliyorum evet.
13
Başkasının yararına bedenini, kafa gücünü veya el becerisini kullanarak ücretle çalışan kişi.
(bkz: mesleği inşaat işçiliği olan kadın)
16
4857 sayılı yasaya göre haftalık maximum çalışma saati 45 tir.
Özel durumlarda bu saat 36 ya düşer. ( Maden ocakları vs.)
Haftada 1 gün izin kullanmak hakkıdır.
Bu şartların dışında çalıştırılırsa bağlı bulunduğu yerin iş mahkemesine başvuruda bulunup fazla mesai ücreti, izin ücreti talep edebilir/etmelidir.
1 yıl ve üzeri çalışmışlığı varsa kıdem tazminatı almaya hak kazanır.
Kendi isteği dışında haksız sebeple işten çıkarılırsa ihbar tazminatı ve işe iadesini talep edebilir.
Daha ayrıntılı bilgi için 4857 sayılı yasanın 41, 42 ve 43. maddelerini inceleyin.