351
Yaşamak da hayata dair mi, albayım...
352
İyi geceler sözlük bugün eski ve tek aşık olduğum kadınla buluştum.görmeyeli nerdeyse 1 yılı geçmiş çok özlemişim kokusunu, mimiklerini kısaca her şeyini. Ama buluştuğumuz andan 5 dakika sonra öyle bir şey oldu ki o anda beynimden vurulmuşa döndüm. Parmağında tektaş yüzük vardı, akabinde sorduğumda 'evlilik teklifi aldım ve sözlendim nisana nişan var' demesiyle boğazım düğümlendi, gözlerim doldu, zor tutuyorum kendimi resmen boğazım acıyo, ağrıyodu...
353
Bugün Cansu'ya açık açık yürüdüm. Aslında çoktandır belli ediyordum ilgini ama bugün resmileşti gibi. Tabi hala anlamamazlıktan geliyor.
Komik bir akrostij yaptım ona. Cansu yazarsanız o başlıkta var. Fotoğrafını da koydum altına. Günlerdir gözlerimi kamaştıran, kalbimi ağrıtan fotoğrafı.
Çok az ilgi gören bir kız biliyor musunuz? İnsanlar nasıl görmüyor bu güzelliği anlamıyorum. Ama şans benim için tabi ki. Rekabet etmiyorum kimseyle.
Bir tek ilk ve hayatındaki tek sevgilisi görmüş onu gerçekten. O da efendi ve naif bir çocuk. Tanıyorum eskilerden. Adamla da benzeşiyor karakterimiz aslında.
Neyse ya hayırlısı.
Bir kaç gün arayıp sormayacağım. Bugünkü muhabbet pekişsin kafalarımızda.
354
Kars'ta çalışıyorum o zamanlar, aile İstanbul'da. İzine gideceğim bizimkilerin yanına, Kars'ın nesi meşhur, kaşar peyniri ve balı. gittim koca bir tekerlek kaşar peyniri (10 kg. falandı) bir bidon da süzme bal aldım. Cepteki paranın çoğu oraya gitti. neyse otobüse bindim, 24 saat sürüyor yol. yalnız otobüse binerken bir tane koyun koydular otobüsün bagajına, ne alaka lan canlı koyun bagajda?
istanbul'a ulaştık, otobüsten indim, bagajı alıcam ama millet bağırıp duruyor, küfrediyorlar. kafamı uzattım kalabalığın arasından, benim bal bidonunun kapağı açılmış, dökülmüş bütün bal. milletin valizleri berbat durumda ama koyun çok komik olmuş. balın içinde yuvarlanmış, bütün tüyler yapışmış, kocaman koyun fare kadar kalmış. sahipleri nasıl küfrediyorlar, bu bal kimin diye bağırıyorlar, oralı olmuyorum, dövecekler bulsalar belli. aklım kaşar peynirinde, bal gitti gider bari onu kurtarayım diyorum. kenara çekildim bekledim, kalabalık dağıldı, gittim aldım kaşar peynirinin olduğu poşeti, muavin ''abi ne yaptın sen ya, nasıl temizlenecek burası'' diye söylenirken ''benim 5 kg. balım gitti, ne diyorsun sen'' diye çemkirip minibüse bindim, küçükçekmece'ye yola çıktım.
neyse, vardık küçükçekmece'ye, tepeüstü'ne gidecem ama minibüse son paramı vermişim. bilen bilir, tepeüstü'ne manyak bir yokuşla çıkılır, az bir mesafe değildir. eve telefon edeyim, bizimkiler evdeyse bir taksi tutayım, parasını onlar verir dedim. cebimde iki tane jeton var (jetonlu telefon yıllarından bahsediyorum), girdim telefon kulübesine, jetonun bir tanesini attım ankesöre, kaşarın olduğu poşet bala bulanmış, oradan ellerim yapış yapış, jeton da bal olmuş, gitti ankesörde takıldı kaldı, düşmüyor aşağıya. son umut öbür jetonu attım diğer telefon kulübesindeki ankesörlü telefona, o da diğeri gibi yarı yolda yapıştı.
inceden bir yağmur yağıyor, yokuşu çıkıyorum yarım saattir, sırılsıklam olmuşum, küfredip duruyorum, bala, koyuna, otobüse, jetona, yağmura....
355
sen her gün yatıp kalkarsın ama içini kemiren bişeyler vardır, siz ona kafa tutamayacağınızı bildiğiniz için hiç bir zaman ona yönelik bişeyler düşünmezsin sadece yaşarsın nefes alıp verirsin her şey güzel olucak dersin ama oda güçlenir artık son darbeyi vurma zamanı gelir küçük bişey gerçekleşir bu olağan şeylerden biridir genel de ya bayılırsın ya burnun kanar ya da gözlerin kararır ama herkesin düşündüğü gibi sende tansiyonun düştü vb düşünürsün gün gelir artık ayağa kalkamaz olursun artık yenecek gücünde kalmamıştır hayatının geri kalanı gözünün etrafındaki morluklarda yer edinmiştir konuşamadığın şeyler gözünden düşen iki damla yaşa saklanmıştır ama tabi onuda kimse görmez taki senden başka, son gün gelir bir akşam annen yanağına her akşamki gibi bir öpücük kondurur ve iyi geceler temennisinde bulunur normalde gözüne hiç uyku girmeyen sen o gece gözlerine sahip çıkamazsın usulca kapanır o gece rüyanda en sevdiğin kişiyi görürsün ve onunla gidersin uyanmaya çalışşanda o gözler bi daha açılmaz, o sabah arkanda gözü yaşlı aileni, arkadaşlarını bırakırsın kiöse bilmez senin artık mutlu olduğunu kimse bilmez artık sağlıklı olduğunu...
bide başka bir türlü düşünmek gerekir en azından o duruma gelceğini bilmiyordun belkide onu bilmenin psikolojisi seni daha da kötü halşere düşürcek hayattan aldığın zevki köreltcek yapılan tedaviler seni dahada yorgun düşürücek en azında o zamana kadar mutlusun zaten herkes ölmiyecekmi korkulcak bişey değil eğer ölüm kötü bişey olsaydı neden herkes ölsünki değilmi...
356
üzgünüm..Sana yazamıyorum buraya yazdıklarımı, bugün ayın 13'ü sevgilim. Takvimin en güzel yaprağıydı seni tanıdığım gün. yaklaşık 2 haftadır hayatımda değilsin zaman zaman kızıyorum bize. zaman zaman nefret ediyorum ve tek ilacın 'zaman' olduğunu da biliyorum.
13.09.2014 *
358
Karşılaştılar, görmezden geldiler birbirlerini. Yeni hayatlar kurulmuş ve delicesine mutsuz olunmuştu. Son pişmanlık diye bir şey yoktu zaten aslında, fakat ikisinin de son bir pişmanlık daha yaşamaya götleri yemiyordu. Ellerindekini sevmiyorlardı, vazgeçemiyorlardı da, ya daha da kötü olursa diye. ‘’Acaba’’ sorusu sürekli dönüyordu kafalarında, ama kafalarında verdikleri cevapta bile dürüst olamıyor, ‘’kesin daha kötü olurdu’’ diye kandırıyorlardı kendilerini, ikisi de...
Peki ya tavşan yarışta kaplumbağayı geçse ne olacaktı???
Karşılaştılar, birisi çok mutlu olmuştu, yüzü gülüyordu gözlerinin bebeklerine kadar. Daha da gençleşmiş, daha çekici, daha canlı, daha sevimli olmuştu. Diğeri tahmin edebileceğiniz gibiydi. Gördü, kıskandı, çok kıskandı, hem ‘’o’’ nu hem onun mutluluğunu. Küfür etti içinden, çok… Kendine çok kızıyordu ama ‘’o’’ nu suçlamak için bir şeyler bulmaya çalışıyor, bulduğu şeylere kendisini inandırıyor, daha da bitiyor, soluyordu. Geçti, adımları hızlandı, kaçtı…
Ya aylardan hep ağustos olsa ağustos böceği ve karıncanın hayatı nasıl olurdu???
359
Karşılaştılar, görmezden geldiler birbirlerini… Müthiş bir hızla bir sürü şey yaşamış, sevmiş, sevilmiş, sevişmiş, birbirlerinin kimsenin görmediği yerlerini ve hallerini görmüş, yine aynı müthiş hızla ayrılmışlardı. Gururlarını ayaklarının altına alamamıştı birisi, bir özür dileyememiş, dik durmaya, inat etmeye devam ederek bir şeyler kazanacağını düşünürken işleri iyice çığırından çıkarttığını anlayamamıştı. Öbürü yedirememişti kendine, çok değer verip az değer gördüğünü hissetmeyi.
Özlemişlerdi de aslında, burunlarında tütüyordu o kısa mutluluk dönemi. Yıllarca hep kötü şeyler yaşamışlar ve iyi bir şey yaşayınca alışkın olmadıkları için yüzlerine gözlerine bulaştırmışlardı.
Ama ikisi de mağrur, ikisi de hayatla yalnız başına mücadele etmiş, ikisi de ‘’hadi, yeter artık, birlikte daha güçlü oluyoruz, gel yanıma’’ diyemeyecek kadar korkaktılar. Burunlarını daha da havaya kaldırıp, başlarını öbür tarafa çevirip geçip gittiler...
İki inatçı keçi duble yolda karşılaşsa ne değişirdi?
360
başlığım da temam da şu: hayatımı sikti..
tarih 14.02.2016. aslında benim için ne kadar sıradan bir gün gibi görünse de içinde derin anlamlar, kafa karışıklığı ve bir kepçe de hüzün barındırıyor. sebebini açıklayamıyorum ama gözlerimin her duygusal şarkıda dolma hissi gitmiyor. yaşananlar göz önüne geliyor bir yandan da. bunlara izin veren de benim diyorum kendi kendime, bedelini çekeceksin. belki de artık hiç düzelemeyecek şeyler var arada. kabulleniş var ama acı dinmiyor. ilginç. kabullendiğin şeyi mantık çerçevesinde reddebilirsin de aslında. acı sabit. üzülüyorsun, ciğerini söküp götürüyorlar ama susuyorsun. kırgınlıklarının acısını sökecek belki de en iyi çözüm bu: susmak. başka çaresi var mı dersen; malesef yok.. bu acı senin ve hakkıyla bunu çekeceksin. son olarak; bu anlamlı fakat öte yandan anlamsız günde bu hiçbir zaman unutulamayacak duyguları yaşattığın için teşekkürler..
361
Ya özlüyorum ulan. Köpek gibi özlüyorum aq.
362
okullar açılsa siktir olup gitsem.
363
Yapımız mı çok kırılgan, yoksa hala hayatı öğrenemedik mi bilmiyorum. ''Hayatı öğrenememek'' büyük bir suçlama aslında. Sıkıntılarla öğrenilir hayat, diyeceksek, sıkıntının alasını çekiyoruz. 13 yaşında yatılı okulla başlayan hayat dersleri hala alınmaya devam ediyorken nasıl öğrenememiş olurum ki hayatı? Bende mi bir öğrenme sorunu var yoksa herkese aynı derecede öğretici değil mi yaşadıklarımız.
Yorgunum... Yorgunum ama ortaya konmuş, bitmiş bir eserde yok, övünebileceğim. Hani ''işte bak, çok çabaladım ama deydi'' diyeceğim bir şey olsaydı belki ondan alacağım haz silip atardı bütün yorgunluğumu. Yorgunum, uyumak istiyorum, uyanmamacasına. Rüya bile görmeden uyumak istiyorum.
Ellerim neden bu kadar yavaşladı ki? Eskiden yazmaya başlayınca kuş gibi uçardı, anlatacak şeyim mi kalmadı acaba, yoksa anlatmak mı istemiyorum. Anlatacak şeyim kalmadıysa fena, bitmişim demektir. Anlatmak istemiyorsam o da fena, umudumu yitirmiş olurum öyleyse. İki satır yazmak için tekrar tekrar düşünüyorsam bunun bir nedeni olmalı. Eldiven taksam gizli şeylerimi yazabilir miyim acaba parmak izi bırakmadan?
Depremler oluyor bir yerlerde, ölüyor insanlar dandik depremlerde dandik yapılar yüzünden. Öbür bir yerlerde ise insanlar dandik depremlerde dandik yapılar yüzünden ölenlerin dramını anlamak yerine ''beni de tetikler mi'' diye korkuyor. Tepiklesinler sizi. Dandik hayatın içinde kurduğum dandik yaşamım en ufak bir sarsıntıda çöker mi acaba? Işıkara amca neredesin?
Sigara içsem dışarı çıkıp,sağa sola baksam biraz, yazın yoldan geçen insanların şimdi geçmediğini hatırlasam, neden bu yoldan geçmek için yazı beklediklerini düşünsem, karşımızdaki ruhsuz apartmanın boyasız duvarına baksam sonra, üşüsem, son nefesini çekip sigaranın ''bu da bitti'' desem.
2010 yılında karalamışım.
364
Baharlık beyinleri raftan indirme zamanı geldi.
Tozunu almak lazım aklın, kışın rutubetlenen kıvrımlarını güneşe asmalı gündüz vakitleri.
Kışladık soğuk gecelerde, bahar çiçeklerinin kokularıyla ferahlatmalı yüreği.
Çocuklar ne çok bağırıyor, sesleri ne çok çıkıyor okul teneffüs vakitleri. Öğretmenler bağırma dersimi veriyor ki? Neden bu kadar seviniyorlar ders bittiği için. Bir sakatlık var bu işte…
Sus, konuşma. Anlatma aklına gelen her şeyi. Saçma sapan düşüncelerini yayma. Boşaltma harddiskini. Patla emi.
Acil demokrasi…
365
iyi, güzel şeyleri, doğruları, gerçekleri, sorumlulukları, umutları filan söylemek sizi itici yapıyor. dışlanıyorsunuz. insanlar pes etmek, türlü uyuşturucuya boğulup bir mazeret olarak hayatın zorluğundan başka hiçbir şey duymak istemiyor. şimdi her şeyin zor, imkansız, acı verici filan olduğundan bahsedince baba adam oluyorsun, çünkü senden alıyor o sorumluluğu. suç sende değil, hayatta. sen aslında süperdin, uçup gidecektin de işte hep başka şeyler yüzünden...
366
bu, başkalarını incitmekten bu kadar korkup kendimi incitme seçimini, davranış biçimini kim soktu hayatıma bilmiyorum.var böyle insanlar işte, belki siz de öylesiniz.
incindiniz diye kızıp savurduğunuz sonrasında savruldu diye yerin dibine girdiğiniz sevdiğiniz insanlar vardır sizin de.
ne bir adamı ne de bir kadını gece uykusundan uyanıp üzülecek hale getirmemeli kimse.bu bir suç sayılmalı.bir insanın bir diğeriyle paylaştığı bedenine attığı her çizgi yargılanmalı.bu ben olsam dahi yargılanmalı.
bir daha babama benzeyen hiç bir adamı sevmeyeceğime söz veriyorum.öyle bir söz ki, dönersem ciğerim solsun.
kimse kötü değil, tamamen yanlış ya da doğru değil ama bazen öyle insanlar oluyoruz ki sevdiğimiz şiirler bile utanır.
367
Birilerinin bir şarkıyı birilerine yazdığı defter.
368
karalamayı sevmem fazla duygusal.
369
ben bu yaptığıma kendi kendimi yakmak diyorum.
tek bir kelime de olsa konuşmayı reddediyorum.
ne kadar ruhsuzum desem de benim de duygularım var.....
370
Genelleme yapmadan yazmak istiyorum; sanki sözlük biraz kendini göstermeye çalışan yaşından daha düşük hareketler sergileyen kişilerle dolmuş. Sözlüğün başka yerlerde daha farklı anılmasına sebep oluyorlar.
(bkz: Bunu karaladım olmuş mu)
371
Bes tane defter doldurumusum zamanında. Hala da canım sıkıldığında günlüğümdur canım sıkıldığında resim defterim.. Bazen begendim sözleri yazarim bazen bir sürü şarkı..
372
Ha gulê ha gulê ha gula mın
373
bir gece yarısı düşün; yastığın ıslak, hıçkırıkların duyulmasın diye hayatın acısıyla gömüldüğün o yastık.. ağlayan bir piç kurususun sadece yavrum. kimsenin sikinde de değilsin.. devam et, kafanı soğuk suyun altına sok. içtikçe iç; kusacak kadar.. kustukça içerken küfürler ettiklerini hatırla.. bedenine dokun, kimse senden değerli değil yavrum; çünkü kimsenin sikinde değilsin..
374
itiraf başlığına bile gerçek itiraf giremiyoruz. kendimizi açmaktan zayıf yönlerimizi açığa vurmaktan deli gibi korkuyoruz.
ben de yazamıyorum. çünkü hemen acımaya çalışacak küçük görecek birileri çıkacak iyi niyetli bile olsa.
375
bugün kafama kuş sıçtı sözlük. yeşil yeşil, iğrenç.
↑