kayıt

efsane film replikleri

  1. 1
    unutulmaz film ve dizi repliklerinin paylaşıldığı başlıktır.

    "bir gladyatör ölümden korkmaz. onu kabullenir. onu kucaklar. onunla sikişir."

    (bkz: doctore)
    (bkz: spartacus)
  2. 2
    ''ben anne oldum!''

    (bkz: sid)
  3. 3
    (bkz: adamın götünden kan alırlar kamil kan)
    (bkz: gemide)

    (bkz: im not a smart man but i know what love is)
    (bkz: forest gump)

  4. 4
    "Sana neden burada olduğunu söyleyeyim; burdasın çünkü bir şey biliyorsun. Bildiğin şeyi açıklayamıyorsun ama hissediyorsun.
    Hayatın boyunca hissettin. Bu dünyada yanlış olan bir şeyler var. ne olduğunu bilmiyordun ama hissediyordun. Beyninin içinde dolaşıp seni deli ediyordu. Tıpkı bir kıymık gibi. Seni bana getiren işte bu his."

    (bkz: matrix)
  5. 5
    ''bir çocuk eline çanta verip okula yollanmakla, cebine üç beş kuruş para koyup okul köşesine atılmakla eğitilmez.''

    (bkz: mahmut hoca)
  6. 6
    ben bu dünyada İki Kişiye Güvenirim, bunlardan biri benim, Diğeri De Sen Değilsin.

    (bkz: con air)
  7. 7
    bu maskenin altında etten fazlası var. bu maskenin altında bir fikir var Bay creedy. ve fikirler kurşun geçirmez.
    (bkz: v for vendetta)
  8. 8
    "senin ağzından çıkanla kulağının duyduğunun tuttuğunun aynı yerde kesişmesine rağmen algılamamakta çok isyankarsın. " ismail abi/ leyla ile mecnun
  9. 9
    - evet arkadaşlar, minibüsümüzü almışık, bundan sonra alibeyköy hattında çiçek abbasın da minibüsü çalışacak, herkeşe benden çay!
    + ben istemem.
    - peki, şakir'e çay yohk.
    + ne demek şakir
    - adını mı değiştirdin
    + sen bana nasıl şakir dersin lan kelek!
    - ne diyem mesela mahmıt mı diyem, şakir!
    + şakir abi, dayı, ağa diyeceksin.
    - o günler bitti şakir.
    + ne demek bitti.
    - baya bitti demek. ikimizin de minübüsü var, kardeşinim artık şakir.
    + vay anam benim, kardeşim abbas'a bak be. ne çabuk bitirim oldun be anam.
    - oluruz be anam.
    + ulan bu kıyafetlerle şebeğe dönmüşsün ayı, güya beni taklit ediyor ha
    - ulan biz yigidin harman olduğu yerden gelmişik, tavuk

    edit: (bkz: çiçek abbas)
  10. 10
    bu ülkede hiçbir başarı cezasız kalmaz.

    (bkz: devrim arabaları)
  11. 11
    www.youtube.com/...
  12. 12
    "adım şevket içmişim kafam roket"

    (bkz: pamuk prenses)
  13. 13
    "Ona reddemeyeceği bir teklifte bulunacağım"
    (bkz: the godfother )
    • 370000. girdi.
  14. 14
    ''Bu kaltakla aynı mahallede büyüdük. Mevlanakapı'da… Babası zabıtaydı. Alkolik, hasta bi’ adamdı rahmetli, erkenden de gitti zaten. Bu anasıyla yoksul, perişan... Bizim tuzumuz kuruydu, hacı babam yapmış bi’ şeyler. Bi’ de Zagor vardı. Bizim eski evin kiracısının oğlu. Babası filmciydi Yeşilçam’da. Cepçilik, arpacılık, her yol vardı itte. Ama sevimli, yakışıklı oğlandı. Bizimkine âşık etmiş kendini. Ben efendi oğlanım, okul mokul takılıyorum o zamanlar. Öylece büyüdük gittik işte. Ne bok varsa, hep askerliği beklerdim. Dört sene kaldı, üç sene kaldı... Sonunda o da geldi, gittik. Bizde de herkes bunu bekliyormuş, gelir gelmez yapıştılar yakama. Ev düzüldü, kız bulundu, çeyiz falan filan... Nikâhlandık. İki taksi, bi’ dükkân verdi peder. Dükkânda koltuk moltuk satardım. Bi’ gün bu orospu çıkageldi. Hiç unutmam, görür görmez cız etti içim. Böyle basma bi’ etek dizine kadar, çorap yok, üstünde açık bi’ bluz, saçlar maçlar... Pırlanta anlayacağın. Şunun bunun fiyatını sordu, dalga geçti benimle. Kanıma girdi o gün. Tabii taktım ben bunu kafaya. Ertesi gün bi’ soruşturma... Dediklerine göre yemeyen kalmamış mahallede. Ama asıl Zagor’a kesikmiş. Zagor’da kaftiden içerde o sıra. Bi’ gün süslenmiş püslenmiş, zırt, geçti dükkânın önünden. Yazıldım peşine. Tuhafiyeciye gitti, pastaneden çıktı; minibüs, otobüs, geldik Sağmalcılar'a, benim içimde bi’ sıkıntı... İşi anladım tabii; Zagor’u ziyarete gidiyor. Bi’ tuhaf oldum, piçi de kıskandım. Uzatmayalım, çaresiz evlendik ötekiyle. O ara Zagor içerden çıktı. Sonra bi’ duyduk, kaçmış bunlar. Altı ay mı, bi’ sene mi, kayıp. Hep rüyalarıma girerdi orospu. O gün dükkâna gelişini hiç unutamadım. Benimkine bile dokunamaz oldum. Sonra bi’ daha duyduk ki, iki kişiyi deşmiş Zagor; biri polis, ikisinin de gırtlağını kesmiş. Karakolda beş gün beş gece işkence buna... Arkadaşlarının öcünü alıyorlar. Kaltağa da öyle... Önce öldü dediler Zagor'a, sonra komalık. Ankara'da oluyor bunlar. Bizimki bi’ gün çıkageldi mahalleye. Zagor içerde, en iyisinden müebbet. Bi’ sabah dükkâna geldim, baktım bu oturuyor. Önce tanıyamadım. Anlayınca içim cız etti. Cız etti de ne? Tornavida yemiş gibi oldu. Çökmüş, zayıflamış, bembeyaz bi’ surat... Ama bu sefer başka güzel orospu... Orhan’ın şarkıları gibi… Kalktı böyle, dimdik konuşmaya başladı. Dedi ‘Para lazım, çok para.’ Zagor'a avukat tutacakmış. İlerde öderim, dedi. Esnafız ya biz de, "Nasıl?" diye sormuş bulunduk. Orospuluk yaparım, dedi. ‘İstersen metresin olurum.’ İçime bi’ şey oturdu, ağlamaya başladım, ama ne ağlamak! İşte o gün bi’ inandım, orospuyla tam yirmi yıl geçti. Uzatmayalım, Zagor'a müebbet verdiler. Ama rahat durmaz ki piç! Ha birini şişledi, ha firara teşebbüs; o şehir senin bu şehir benim, cezaevlerini gezip duruyor. Orospu da peşinden… Sonunda dayanamadım, ben de onun peşinden... Önce dükkân gitti, ardından taksiler. Karı terk etti, peder kapıları kapadı. Yunus gibi aşk uğruna düştük yollara. İş bilmem, zanaat yok. Bu tınmıyor hiç. İlk yıllar ufak kahpeliklere başladı, sonra alıştı. Gözünü yumup yatıyor milletin altına. Gel dönelim diye çok yalvardım. ‘Evlenelim, pederi kandırırım, Zagor'a bakarız.’ Yok. Kancık köpek gibi izini sürüyor itin. Ne yaptı buna anlamadım. Kaç defa dönüp gittim İstanbul'a. Yeminler ettim. Doktorlar, hocalar kâr etmedi. Her seferinde yine peşinde buldum kendimi. Bi’ keresinde döndüm, biriyle evlenmiş bu, hamile... Beni abisiyim diye yutturduk herife. Nedense rahatladım, oh dedim, kurtuluyorum. Bu da akıllanmış görünüyor. Yüzü gözü düzelmiş, çocuk diyor başka bi’ şey demiyor. Sinop'ta oluyor bunlar. Ben de döndüm İstanbul'a. Doğumuna yakın Zagor bi’ isyana karışıyor gene. Hemen paketleyip Diyarbakır cezaevine postalıyorlar. Çok geçmeden bizimki depreşiyor gene. O halinle kalk git sen Diyarbakır'a, üç gün ortadan kaybol... Herif kafayı yiyor tabii. Dönünce bi’ dayak buna, eşşek sudan gelinceye kadar. Kızın sakatlığı bu yüzden. Sonra çocuğu doğuruyor. Durum hemen anlaşılmamış. Ortaya çıkınca bi’ gece esrarı çekip takıyor herife bıçağı. Çocuğu da alıp vın Diyarbakır'a, Zagor'un peşine. Allah’tan herif delikanlı çıkıyor da şikâyet etmiyor. Ben o ara İstanbul'da taksiden yolumu buluyorum. Epey bi’ zaman böyle geçti. Yine her gece rüyalarımda bu… Zagor'un Diyarbakır ceza evinde olduğunu duymuştum o sıralar. Bi’ gece bi’ büyükle eve geldim. Hepsini içtim. Zurnayım tabii. Bi’ ara gözümü açıp baktım karlı dağlar geçiyor. Bi’ daha açtım, başımda bi’ çocuk. Kalk abi, Diyarbakır'a geldik, diyor. Baktım, sahiden Diyarbakır'dayım. Bi’ soruşturma... Kale mahallesi vardır oranın, bi’ gecekonduda buldum, malımı bilmez miyim? Görünce hiç şaşırmadı. Hiç bi’ şey demedik.

    O gece oturup düşündüm. ‘Oğlum Bekir!’ dedim kendi kendime. ‘Yolu yok çekeceksin. İsyan etmenin faydası yok, kaderin böyle. Yol belli, eğ başını, usul usul yürü şimdi.’ O gün bugün usul usul yürüyorum işte. ''

    Masumiyet- Zeki Demirkubuz
  15. 15
    -noldu tutamadın mı tüylü bamya?

    (bkz: al abi bir snickers ye)
  16. 16
    +Götürsene beni de Çanakkale’ye
    -Çanakkale’den geçmiyoruz baba, geçmiyoruz!
    +Çanakkale geçilmez zaten oğlum..!
    (bkz: hokkabaz) 2006
  17. 17

    - beyler bu yaptıgınız bizim hic hoşumuza gitmedi..
    - ne sizi be sen yalnızsın.
    - biz = ben + smith & wesson
    (bkz: iyi,kötü,çirkin)
  18. 18
    Savcı Esra: Niye geldin?
    Behzat: Sen niye ağladın?
    Savcı Esra: Geçti gitti boş ver..
    Behzat: Çık çık çık… Geçmedi gitmedi, sen niye ağladın?
    Savcı Esra: Behzat sen akıllı bir adamsın ama konu kadınlara gelince biraz salaklaşıyorsun galiba.
    Behzat: Hee.
    Savcı Esra: Ben sana diyorum ki adamlar gelip seni alacak, gideceksin. Bu işin sonu yok! Belki senelerce tutuklu kalacaksın, ne zaman döneceğin belli değil, senin umurunda değil. Ağladım… Çünkü seninle konuşamadım. Ağladım, çünkü sen beni görmüyorsun. Ve ben seni seviyorum.
    Behzat: Ama ben bunu bilmiyordum.
    Savcı Esra: Bilmiyorsun… Tabi nereden bileceksin. Sen ancak birisi öldüğünde duygusal yaklaşıyorsun. Senin duygu radarına girmek için illa ölmek mi lazım Behzat?
    Behzat: Yok, hayır. Yapamam ben.
    Savcı Esra: Haklısın. Cesaretin olmadan ne yapacaksın ki? Hayatımda tanıdığım en korkak adamsın. Herkese meydan okuyorsun ama kendi duygularından korkuyorsun. Geçmişe saplanıp kalmışsın. En büyük felaketler senin başına gelmiş dimi? En büyük acıları sen çekmişsin, ben hiç bir b.k bilmiyorum ki. Acı nedir? Bilmem. Yalnızlık nedir? Bilmem. Dünyanın ekseni kaydı Behzat, 12 cm yerinden oynadı sen bana 1 cm bile yaklaşmadın! Saplantılısın…
    Behzat: Hee, ne güzel söyledin. Saplantılıyım ben. Benden bir b.k olmaz, biz seninle hep kavga ederiz, mutsuz oluruz biz seninle.
    Savcı Esra: Mutsuz olalım, ne var! Biz de mutsuz oluruz. Ben seninle mutsuzluğa da varım.

    (bkz: behzat ç.)
  19. 19
    may the force be with you

    güç seninle olsun.....star wars
  20. 20
    – Lütfen ateş etmeyin, ben Polonyalıyım.
    + Neden o zaman o lanet olası Alman paltosunu giyiyorsun ?
    – Üşüyorum.

    -The pianist
  21. 21
    We have to go back
    İ always have a plan
    (bkz: Lost)

    Sikmeseler bari
    (bkz: Yahşi batı)
  22. 22
    - Asım Bize iki oralet bide goralı.

    (bkz: gora)
  23. 23
    -Whose motorcycle is this?
    +İt's a chopper babe.
    -Whose chopper is this?
    +it's Zed's.
    -who is Zed?
    +Zed is dead baby, zed is dead.
  24. 24
    - mavi donun var mı?
    + var.
    - yaz kızım, donunu kendi getirecek.
  25. 25
    But on this most auspicious of nights, permit me then, in lieu of the more commonplace soubriquet, to suggest the character of this dramatis persona. Voila! In view humble vaudevillian veteran, cast vicariously as both victim and villain by the vicissitudes of fate. This visage, no mere veneer of vanity, is a vestige of the “vox populi” now vacant, vanished. However, this valorous visitation of a bygone vexation stands vivified, and has vowed to vanquish these venal and virulent vermin, van guarding vice and vouchsafing the violently vicious and voracious violation of volition.
    The only verdict is vengeance; a vendetta, held as a votive not in vain, for the value and veracity of such shall one day vindicate the vigilant and the virtuous.
    Verily this vichyssoise of verbiage veers most verbose, so let me simply add that it’s my very good honour to meet you and you may call me V.

    (bkz: v for vendetta)