kayıt

gölgesinden hızlı boksör

  1. 241
    en son ne zaman kendi nick altıma benim için bağlayıclığı olan bir girdi girdim bilmiyorum ama sanırım bunun gibi içim rahat bir girdi de girmedim uzun süredir. eskiden daha çok uzun girdi girerdim, bu da nispeten onlardan biri olacak, durumu olmayıp okuyamayacaklar için özet geçeyim: bu girdide kendini bulmuş bir insanın kendiyle yüzleşmesini ve hayatla ve bir açıdan sözlükle de bağlantısı yer alıyor.

    kendi hayat maksadımı, varoluş gayemi bulduğuma bir süredir hiç bu kadar emin olmamıştım. bu düzeyde eminlik yanılgıdan mı geliyor ikilemini de, hayatım boyunca bir çok farklı düzeyde yaşadığım için de bu eminliğin yanılgıdan gelmiyor oluşunu da yine aynı şekilde/sebeple iyi biliyorum. benim varoluşum hep bir boşlukta sallanıyordu. bir yere oturtamıyordum varlığımı, o oturtamadığım yerlerden de kaldıramıyordum.. kendini yedikçe büyüyen, büyüdükçe kendini yiyen bir yılan motifini düşünün. bu yani:
    Ouroboros

    kendimi bildim bileli sessiz, neredeyse habis bir gölgeyle, bir boşlukla *, bir tür eksiklikle var olan bir insanım. spor geçmişi olan bir aileden gelmiş olmama rağmen bu psikolojik arka plan ve fizyolojik bir eksiklikle doğmuştum aynı zamanda. ritim bozukluğu vardı kalbimde. 9-10 yaşlarımda ortaya çıktı. antrenmanlarda kolay kesilmeye başlamıştım ve başım dönüyordu. futbol takımının gözdesiyken yedeğe düşmeye başlamıştım. neyse bu spesifik konuyu başka başlıkta yazarım.

    haftanın belli günleri disiplinli şekilde aktif spor yapan bir ailede sadece okula gidip gelen ve aldığım nefesin dahi ölçüye bağlandığı, yiyeceğim yemeğin, uyuyacağım saatin, yürüyeceğim mesafenin ölçeklendirilmesine kadar varan bir kısıtlama ile, onları ve arkadaşlarımı izleyerek büyüdüm. babamın emekli albay karakterinde olması da içimdeki boşluğu derinleştirdi. çünkü dışarı çıkmayı bekleyen bir ben, bir potansiyel vardı fakat edebi bir tasvirle söyleyeyim, kelepçelenmişti o potansiyel.

    bu boşluk uyuşturucu ile yolumun gün be gün, ritmik şekilde* kesişmesine yol açtı. çünkü bir yerde bir bağımlılık varsa, orada kapatılmaya çalışılan bir boşluk vardır, değişmez bu.
    uyuşturucu psikolojik ve fizyolojik eksikliğimi daha da derinleştirdi, oysa zafere benzeyen yenilgimle gayet mutluydum. her şey mümkünleşiyordu..

    lisede koleje de bu yüzden yazdırdı babam. uyuşturucudan uzaklaşmam, temiz bir ortamda başka şeylerle meşgul olmadan liseyi okumam ve dersi defteri de açıkcası dert etmemem için çünkü sınav kağıdı ile birlikte cevaplar da beraberinde geliyordu. 4 yıl böyleydi. ama bu benim ve kolejdeki diğer arkadaşlarımın vasıfsız bir sistemde vasıfsız bireyler olarak yetişmemiz demek olarak algılanmasın lütfen.

    kolejde tekrar spora başladım çünkü aslında babamın planı işe yaramıştı. beden hocamızın fotosunu bulamadım ama adam profesyonel vücutcuydu, serdar aktolga'nın beta versiyonu gibi bir şeydi.
    bulunca fotosunu atacağım. sacit hoca vardı felsefe hocası, felsefe derslerinde tüm sınıf arkada oturur konuşurken ben ve yakın arkadaşım onunla ilk çağ filozoflarını, yaşamı, çabayı, çaresizliği, sistemi, aklımıza o dakika ne gelirse konuşurduk. felsefeyi sevdiren ve sormayı, merakı ateşleyen bir kor oldu benim için. bu 2 insanın varlığımdaki etkisini yadsıyamam.

    neyse. doktorun kalbimle ilgili olumlu dönüşlerini almaya başlamamla beraber yavaş yavaş spora tekrar başladım 18'de. yormadan ama.

    sonra üniversite sınavı.. nispeten mecburi bir uzaklaşma oldu spordan orada ve sporu bıraktıktan sonra gelen öfke sorunu ile karşılaştım. il dışına çıkmak, gece gündüz içmek, o kız senin bu bar benim yaşamak istiyordum. kafamı yaşamak istiyordum. bu da süreç içinde tekrar uyuşturucuya sarılmama neden oldu. çünkü bu tür zamanlarda nasıl tepki göstereceğimi, karşılayacağımı henüz bilmiyordum. yine boşluk.. kaçtıkça yakınlaşan bir şeydi. kaçmak için kullandığım materyallerin başında gelen uyuşturucu ise boşlukla bütünleştiriyordu sanki.

    üniversiteyi kazanmıştım..(!)
    iktisatta da uyuşturucu faslı devam etti. yer yer salona gittim tabi ama ailemin bana akıttığı para da yetmemeye başlamıştı, işe başladım. daha bir uzaklaştım okuldan, adım adım da gerçeklikten.

    okulu bıraktım, memlekete döndüm. ailem boşandı, o boşanma sürecince tarafların girdiği ruh hallerine mengeneye sıkışmış bir bilye gibi tanıklık ettim. gene uyuşturucu gene boşluk... memlekette üniversiteye başladım bu sefer siyaset okuyordum.

    boşluktan kaçmıyordum artık eskisi gibi, aslında kaçamayacağımı bildiğim için tenezzül bile etmiyordum artık. yaşıyordum işte nefes aldığım için. bedensel ihtiyaçlarımı gideriyordum, gereksiz bir yük gibiydim kendime, dünyaya. terapiye başladım bir ara. devam ettiremedim onu da.

    siyaseti de bırakıp istanbul'a gittim 2018 başlarında. kadıköy'de yaşıyordum ve orada bir sevgilim vardı, mutluydum aslında. orada da belli aralıklarla uyuşturucu faslı... fakat istanbul'un bende topraklama etkisi yaratan bazı yönleri oldu, ki bu da aslında bu girdiyi girmeme neden olan şeylerden biri de budur.

    istanbul'u anlatmayacağım zaten sıktı herkesi. kalabalık, insanın küçülmesi, stres vs.

    bir gün iş çıkışı rıhtım'da indim ve ayaklarım nereye götürürse öyle boş boş dolaşırken bir an durup etrafıma baktım, yanımda bir boks salonu vardı. içeri girdim, insanları izledim. hepsi neşeyle, azimle torba dövüyor, ip atlıyordu kimi ayna karşısında gölge boksu yapıyordu. çıktım salondan.. bu böyle bir kaç gün devam etti. gidip izliyor çıkıyordum. izliyordum çıkıyordum. sonra o salona internetten bir bakayım dedim. galeriye bakıyorum, antrenörlerine bakıyorum, oradan çıkan sporculara bakıyorum.. bazı günler tekrar gidip salonu izliyorum, oradaki 1-2 kişiyle ayak üstü konuşuyorum. bu anlamını benim de o anlarda bilmediğim eylemin nedeni, aslında yapmam gereken şeyin, olmam gereken yerin ne olduğunu sanki bedenimin bana göstermesi olarak oturttum sonradan.bedenimizin bilgeliğine inanıyorum artık. bilimsel genel geçerliliği olan somatik sinir sistemi diye bir nane var sonuçta, somatik deneyimleme diye bir şey var. boşluk ne kadar bunu istemese, inkar etse de.

    artık iyice canından usanmış biri olarak, lan yetti artık, ne fark eder ki? başlıyorum ben deyip salona başladım. 2018 ortaları. türkiye'deki birkaç profesyonel boks kulübünden biriydi orası. kadıköy boks spor kulübü. adem kılıçcı, avni yıldırım gibi isimler çıkarmış bir kulüp. nazım dalkıran gibi birinin refere olduğu bir yer.

    uyuşturucu ile de yeterince hemhal olmamdan, artık sıkmasından da olsa gerek, spora başlamamla beraber ritmik şekilde bir hayat neşesi yerleşmeye başladı içime. gün gün, dakika dakika olgunlaşıyor, pişiyordu içimde. kayıp uzuvlarımı buluyordum...

    spordan yeterince uzaklaşmış olmamdan dolayı, spora ne denli ihtiyacım olduğunu da daha iyi anladım. çünkü ihtiyaç duyulan bir şeyin yokluğu, ona duyulan ihtiyacı arttırır. pek benzer bir durum, örnek olmayabilir ama sigara bağımlılarını düşünün. herhangi bir uyuşturucu yahut bir sigara bağımlısı 1 saat içmemeye dayanabilir ama birkaç saat içmemek ya da 1 gün içmemek çok zordur. benimki de spor bağlamında böyle bir şeydi.

    deprem oldu istanbul'da, travmatik bir deneyimdi benim için çünkü istanbul'a rağmen her şey iyi giderken, boşluk yiterken, 50 yıllık bir binada, yetkililerin çıkın oradan dediği bir binada duramazdık. en kötü ev 1000 tl kira ile başlıyordu o da istanbul'un ayaklarında, ebezinin nikahındaydı. iş yerine, spor salonuna çok uzaktı..
    biz de kocaeli'ne göçtük, spor falan değildi dert, candı, can derdiydi.

    velhasıl, orada kız arkadaşımla ayrıldık, ben bu sefer boşanan ortanca abimle beraber yaşayan annemin yanına geldim ankara'ya. artık pek çok konuda bireysel olarak deneyimliydim, spor, irade, uyuşturucu konusunda özellikle, idmanlıydım yani. overtraining.

    buraya geleli 1 yıl olacak ve sporu yer yer aksatsam da, artık eminim. ben sporcuyum ve spor yapmalıyım. bunun dışındaki her şey 2. planda. amacım bu. mutluluğum, bilgeliğim de buradan besleniyor. bilgeliğim de yine kendini yiyen yılan gibi burayı besliyor.

    profesyonel kariyerime bu yıl başlayacağımı umuyorum. tüm amacım buna yönelik.. sözlüğün insanlara ulaşabilmesi gibi bir potansiyeli, durumu var. söz uçar yazı kalır... sözlükte de, başta spor yaparken dinlenecek şarkılar gibi başlıkların da anasını ağlatacağım sevgili arkadaşlar.* çünkü ben bok yolunda yeterince yürümüş, umutsuzluğun, çaresizliğin ne demek olduğunu hemen her yönü ile kendince görmüş bir insanım.tek bir mimik, tek bir kelime, birkaç cümlenin ne denli yaşamsal değişikliğe yol açabileceğini, bunu hem yokluğuyla hem varlığıyla görmüş bir insanım. sporun insana kazandırdıklarını çok iyi bilen bir insanım. amacım profesyonel boks, mirasım addettiğim şey de birikimimi aktarmak olacak. hatta planım da günün birinde bir spor salonu açıp her yaştan cinsiyetten insanlara kesinlikle pahalı olmaması ilk şartı ile spor sevgisini aktarmak ve başarılı, hayatla bütün ve öz saygısı, disiplini olan bireyler yetiştirmek veya ön ayak olmak. öğretmek. çünkü öğrenmenin en iyi yolu öğretmektir. öğretmenin en iyi yolu da öğrenmektir. hareket halinde olmaktır. o yüzden eylemler kelimelerden daha yüksek sesle konuşur. bağlayıcılığı bundan dolayı daha çoktur.

    bir gün bu dünyadan göçersem diye, bu girdiyi buraya bırakıyorum ve kendini bilmek, bulmak isteyen ve kendince de bunu bulmuş bir insanın cümleleri olsun. yaşamı sevmek ve yaşam tarafından sevilmek isteyen insanlara şunu söyleyeyim, önemlisiniz, kimsenin bunun aksinde bir şey söylemesine izin vermeyin, önemlisiniz.

    saygılar dostlar.
    www.youtube.com/...
    • Teşekkürler. Çok iyiyidi. Çok takdir ettim. Umarım her şey daha da güzelleşerek devam eder. clap
    • çok teşekkür ederim paranoyak, hepimiz için inşallah. en güzelini hak ediyoruz. muscle tatlı gül