1
*
içinde taşınılanına "adam" deniyor.
sadece cinsel anlamda bilmeyin bu kelimeyi.
cesaret, dürüstlük, sağlam adımlar gerekiyor...
2
Veblen'in "aylak takımının teorisi" kitabında anlattığı "patriark"ın ve aylak sınıfın oluşmasıyla; kimmel'in "erkeklik algısı" adlı makalesinde toplumsal süreçlerle ve zamanla değişime uğrayan patriarkın dikte ettiği, cinsiyetle birlikte gelmeyen ama toplumsal normlarla oluşturulan bir çeşit toplumsal cinsiyet rolüdür. Feminist bakış açısında patriarkal düzende kadınlık rolü eleştirilirken erkeklik rolü yalnız bırakılmıştır.
sistemi eleştirirken "patriarkal" kelimesini kullanacağım çünkü buna ataerkil demek istemiyorum. bence ataerkil çevirisi zaman içinde bir çok kesim tarafından yıpratıldı ve anlamı düşürüldü, ayrıca, patriarkal düzenin, toplumsal olarak oluşturulduğu ve aşamalara tabi olduğu gerçekliği üzerinde yeterince durmayan bir çeviri ataerkil kavramı... bunun ne demek olduğunu anlamak için kelimenin kökenine bakmak lazım. etimolojik olarak patriarchy "babanın kuralı" demek, yunanca patriarchés'ten geliyor, bu da "bir soyun babası" demek bu kelimenin asıl kökeni ise patria yani "soy" demek; archy kısmı arkhö yani "ben yönetirim"den geliyor. yani patriarchy; ataerkil dediğimizde bizim kafamızda belirdiği gibi her hangi bir erkeğin düzeni değil, babanın düzenidir. Bu düzenin en büyük özelliği de babadan oğula geçme ve oğulun babaya dönüşme zorunluluğudur. yani toplumun istediği erkek figürüne dönüşmeseniz, isteklerini karşılamazsınız, herhangi bir oğul olarak "öteki" yani kadın, hayvan ve köle diye tabir edilen "baba"nın yatırım araçlarından birisi olursunuz. Tdk patriarchy kelimesinini karşısına ataerkil kelimesini uydururken başarılı olamamıştır.
erkeklik tanımlamasını yapacakken karşıma şunun gibi başlıklar çıktı;
(bkz: erkeklik suçtur)
(bkz: modernlik adına değişime uğrayan erkeklik)
(bkz: erkeklik zarı)
(bkz: albus dumbledore'un bile ibne olduğu dünya'da erkeklikten bahsetmek)
(bkz: erkeklik daha zor diyen kırıtık genç)
altlarında yazanları okuyunca bir miktar üzüldüm. toplumdaki erkeklerin cinsiyet olan erkeklik ile toplumun elleriyle yoğurup sunduğu "erkeklik algısı" arasındaki farkı anlayamamış olmaları beni üzdü. Bunun bir nedeninin de gittikçe radikalleşen ve gerçeklerden kopan feminist bakış açılarıyla da ilgili olduğunu düşünüyorum. bence, bir toplumsal cinsiyet olan hegemonik erkeklik algısı, erkek bireyler üstünde baskı kurarken radikal feminist akımlar da aynı şekilde erkekler üstünde büyük bir baskıya neden oluyor ve bu baskı erkeklerin "babasına" yani erkeklik algısına daha çok sığınıp, aydınlanmanın hiç gelmeyecek bir gemiye dönüşmesine neden oluyor. ben yaşanan bu bilgi bolluğu döneminde insanların düşünüp, araştırıp, sorgulayıp bu cinsiyet rollerinden ve prangalarında kurtulup gerçekten kendileri olmaları gerektiğini düşünüyorum. ve içinde bulunduğumuz toplumsal sorunların da ancak bu şekilde çözüleceğine inanıyorum.
Toplumsal yapıların çeşitli ve dönemsel deneyimler sonucu inşa edildikleri doğru ama toplumsal değişimlerin daha açık yaşandığı bir dönemde değişim yaratmak isterken negatif sonuçlara neden olmak çok büyük aptallık gibi geliyor bana. erkekliği toplum tarafından inşa edilmiş bir rol olarak adlandırdığımızda bunu yapanın sadece erkekler olduğunu söylemeye çalışmıyoruz tabii ki. Kadınlık algısını da anne olmakla eş tutan bu toplum; "cennet annelerin ayağı altındadır", "anne olmamış kadın yarım kadındır" gibi stereotipik bakış açıları da sunuyor. Hegemonik erkeklik bakışı ya da alternatif diğer erkeklik algıları da annelik müessesesi ve "ev hanımlığı" ile karşılıklı çıkara dayanarak birbirlerini destekliyorlar. Bir toplumsal cinsiyet rolü olarak benimsenen anne kavramı da patriarkal düzende kadına verilen tek sıfattır. Kadın anne olduktan sonra sınıf atlaması yaşar ve patriarkal düzenin bir destekleyicisi olarak kendinden beklenen görevlerin yapılması karşılığında belirli ayrıcalıklara sahip olur. Ama dikte edilen erkeklik ile kadınlık arasında çok keskin çizgiler vardır. erkek bir kadının temsil ettiği hiç bir şeyi temsil etmemeli ve göstermemelidir. Duygusallık, "anaçlık", sevgi ve bakım gibi kadınla özdeşleştirilen daha doğrusu özellikle anne ile özdeşleştirilen olguların hiç birisine sahip olmamalıdır, yoksa dışlanır ve küçük görülür. hatta bu kadına benzemek fikri o kadar korkutucudur ki, en küçük bir duygusallık göstergesinde "kadın" hatta "homoseksüel" görülme korkusu yüzünden elleri bağlıdır.
Feodal dönemde, toplumun, kendini koruyacak güçlü erkeği desteklemesi, korunma istemesi karşısında erkeğin sahibiyet kurduğu alanları kabul etmesi ve desteklemesi sonucu oluşmuş; sonunda sadece hegemonik erkeklik algısının tek güç kabul edildiği bu patriarkal düzenin şımarık şakşakçıları - kadınlar ve erkekler- toplumsal süreçte her defasında daha fazla sertleşen kurallar karşısında toplumdaki feminen rol olarak anneye de çeşitli ayrıcalaklar sunmuştur, çünkü anne babanın oğlunu doğuracak olandır. Feminizim de, bu süreç içinde kaybolmuş, ahlaki olarak çıkış yolu toplumsal cinsiyet rollerinin değişmesi iken birden erkekten ve patriarkal düzenden hak dilenme çabasına dönüşmüştür, bu da patriarkın feminizmi kendi içinde "erkeklik karşıtlığı" olarak yaftalamasına neden olmuş verilen çeşitli ayrıcalıklarla da feminist akımın "anne" rolü gibi toplumsal bir hezeyana dönüşmesini sağlamıştır. kendilerine red pill diyen kesimin ortaya çıkması da aynı düzenin tarafları eşitleme çabasıyla ilgilidir.
patriark yıkılmamak için toplumsal cinsiyet rollerindeki en ufak değişimlerin bile toplumsal yapıyı özellikle de aileyi zedeleyeceğini iddia eder ve bireylere bunu dikte eder. erkekler ağlamaz, erkek adam sevdiğini belli etmez, erkek adam dediğin vurdu mu oturtur, erkek gibi yürüsüne , erkek adam küpe takar mı, erkek evin direğidir... gibi telkinlerle erkeklik olgusu kadın olmayan herşeye dönüştürülmüştür. erkek çocukları, büyük özgüven depolamalarının yanında büyük yalnızlık ve gerçek duygusal temaslardan uzak büyütülüyor. Sırtlarına yüklenen olumsuzluklar ve sorumluluklar oedipal süreçten itibaren anneden uzaklaşıp "babalara" dönüşmelerini acı acı zorlayarak öğretiyor.
feminist düşünceye karşı olan erkeklerin çoğu zaman haklı serzenişlerini duyuyorum, ama nedenler o kadar haksız oluyor ki aslında kendilerini var eden aynı toplumsal sistemin, serzenişte bulundukları konuların ortaya çıkmasına neden olduğunu göremiyorlar. kadının beyanı esastır yasasını eleştirirler ve bunun tehlikelerinden yakınırlar bunun bir ayrıcalık olduğunu söylerler ama durumu kadının beyanını esas almaya iten patriarkal sistemden nefret etmezler. kadınların baba parası, sevgili ve koca parası yemesinden şikayet ederler; nafakanın gereksizliğinden yakınırlar ama kadına "anne" rolü üstünden tek işinin çocuk büyütmek olduğunu dikte eden aynı sistemin ürünü olan bu çirkin durumun nedenini eleştirmezler. kadının nafaka almasının en büyük nedeni toplumsal rollerde erkeğin karısını bakma ve besleme zorunluluğundan geliyor. aynı toplum boşanmış "dul" kadına da başka gözle baktığından ötürü geleceğini devam ettirmek adına yine erkeğin bakımına muhtaç oluyor. bazısı muhtaç olmadığı halde aynı sistemin iğrenç bir ürünü olduğu için "ben kadınım, bana bakacaksın" diyebiliyor. bu cinsiyetten gelen bir problem değil, bunun nedeni toplumun ulaştığı çirkin nokta. bunun nedeni özellikle erkeklik algısını hamur gibi yoğurup istediği şekle sokan patriarkal sistemin kendisi. Bu sistem erkek bireylerin benliğini öldürüyor. umarım seslerini çıkarmayı başarırlar.
↑