kayıt

kutup sözlük yazarlarının karalama defteri

  1. 126
    " ART NEVER COMES FROM HAPPINESS. "

    nereden alıntı bilmiyorum fakat doğru tespit, kabul edelim.
  2. 127
    bir şehri sevdiren şehrin kendisi değil, içindeki insanlarmış. evet henüz yeni farkediyorum.
  3. 128
    şehrin sokaklarında bir esinti dudaklardan ruha akıtıyor hüznünü,
    elinde bir gül taşıyor sanki sokak lambalarındaki ışığın huzmesi,
    deli bir sessizlik düşüncelere çelme takıyor,
    serzenişleri bastırıyor istemsiz.
    bir satıcının nasırlaşmış elleri kaldırım taşlarındaki çizikler,
    sokaktaki çocukların üşüyen parmakları bu topukluların sesleri,
    eşitsizliğe denklem olma kaygısı yok bu sessizliklerin,
    sadece sigaranın dumanında sek sek oynayıp aşıyor hissizlikleri.
  4. 129
    Hepiniz sevdiniz biliyorum da, ben sevdiğimi ellerimle toprağın yedi kat altına gömdüm, yedi kat el oldu bana ve yedi damla gözyaşı dökmedim arkasından...
  5. 130
    yalnızlığa vurgun, sessizliğe tutkunum ve günler sonra kendimi seviyorum, çok seviyorum ulan!
  6. 131
    ulan alkol herkesde uyku yapar, benim uykumu açıyor arkadaş. sokacam böyle işe ya. sızamıyoruz da ağız tadıyla. uyusana lan!
  7. 132
    herkesin kendini ait hissettiği ya da peşini bırakmayan ya da ona çok şey katan bir şehri vardır mutlaka. ama o şehir doğduğun şehir ya da tek bir şehir olmak zorunda değildir. çoğumuzun birden fazla şehir var hayatında. ve şimdi o şehirler sanki hep çok uzaklar. ya da biziz uzağa düşen.
  8. 133
    bakmayın suskunluğuma
    bakmayın durgunluğuma
    bedel verdim her kavgada
    yenilmedim ki..

    denizlerin dalgasıyım
    ben halkımın kavgasıyım
    yarınların sevdasıyım
    yenilmedim ki..
  9. 134
    Güçlü insan, çirkin insandır. Çünkü insan, duygularından arınabildiği ölçüde güçlüdür. Buna rağmen, aksi olan 'güçsüz insan, güzel insandır' önermesi de doğru değildir. Arada çok ince bir çizgi vardır.
  10. 135
    okunamayandır. karaladım çünkü. eki eki eki.
  11. 136
    mesleğimi ülkemi seviyorum. ama iş yaptırmıyorlar.
  12. 137
    Bu şehre ne zaman gerçekten kış gelirdi bilir misin ey sevgili?
    Senin yüzünden gülüş eksildiği zaman
    Bu okyanuslar, engin denizler neyi kıskanırdı bilir misin ey sevgili?
    Gözlerinin rengini, saçlarının dalgasını, bakışının derinliğini

    bir yanım diyor yaz iki üç kelam, diğer yanım diyor saçmalama
  13. 138
    bana cenneti tarif et dediklerinde çıkartıp gülüşünü gösteriyordum
    şimdi aynı resmi cehennem azabıyla eş görüyorum
  14. 139
    On dört yaşında olan bir çocuğun psikolojisini anlamak zordur. Ve o çocuk, o yaşında hayatın sillesini bertaraf edebilecek kadar şanslı olmayabilir.

    Çocuk on dört yaşındadır. Okula gidecek. Uyandırır annesini sabahın altısında. Çünkü halihazırda evi okula otobüsle bir saat mesafededir. Uyandıktan sonra kıyafetlerini giyer. Mevsim sonbahardan kışa dönmektedir. Serttir Antalya?nın nemli ayazı. Annesinin ördüğü siyah, giyile giyile sünmüş yün ceketi elzemdir o yüzden. Okula gitmeye hazırdır artık.

    Annesine, ?para? der. Yatak odasına gider anne, babayı kaldırıp oğluna beş lira olan harçlığını verebilmek için. Baba, ?yok? der. Kafasını yastığa gömmüş, ağlamamak için dişini sıkmaktan kırmak üzeredir.

    Ah o hazin çaresizlik!

    "Ee, ne yapacağız?" der anne. "Gitmesin, yatsın evde." der, baba. Anne içerler, gözleri dolu. Müstakil evlerinden otuz üç basamak merdivenle inilen babaannesinin evine gönderir on dört yaşındaki çocuğu; emekli maaşı alan babaannesinden ya da memur olan amcasından, en azından otobüs parasını karşılayacak iki lirayı istemek için. Sadece iki liraya, "yok" cevabı çıkar koca evden!

    Çocukluğunda dut ağacından inmediği o bahçe, zindan gibi olur çocuğa. Dalları çocuk için gökyüzünün en yüksek noktası gibi gelen dut ağacı ise, gardiyan!

    Eve gelir çocuk, annesine söylemeye. Annesi kahrolur, on dört yaşındaki bir çocuk, oğlunu okula göndermeye yetecek parayı dahi bulamayan annenin yüzündeki kederi görmek zorunda değildir.

    Çocuk ve anne her şeyi kabullenmiş, birer koltuğa çökerler. Çocuk kravatını, gömleğini çıkarmaya başlamış yatmaya hazırlanmaktadır. Yokluktan! Anne sinirden, sabah sabah ev temizliğine verir kendini. Tekli koltuğun minderinin altındaki akşamdan kalma nöbetçi çekirdek kırıklarını temizlemek için elini minderin altına götürür.

    Eli, oğlunun zindandan kurtuluş biletlerine dokunmuştur. Bilet dediğimiz şeyler, günümüzde tedavülde olan üç adet metal bir lira şeklinde zuhur eder.

    Otobüs masrafları çıkınca kalan bir lira otuz kuruş, on dört yaşındaki çocuğun hayatında gördüğü en büyük zenginliktir.

    Paralar bulunur bulunmaz çocuk ve anne birbirlerine sarılırlar. Sonra çocuk ok gibi fırlar evden. Okula gitmekten en çok mutlu olduğu gündür bu.

    On dört yaşındaki çocuk, akşam eve geldiğinde onu bir konuşma beklemektedir. Annesi, okumak konusunda ciddi olup olmadığını sorar çocuğa. Şayet öyleyse, çalışacaktır. Gündelik, çocuk bakımı, ? Ne olursa! Çocuk kendinden emin, ?kesinlikle evet!? der.

    Okumak hiçbir şeyin devası değildir aslında. Sadece annenin en büyük emelidir oğlunu diplomayla görmek. Anne okuyamamıştır çünkü. Yalnızca beş yıl dayanabilmiştir ailesi okumasına.

    On dört yaşındaki hiçbir çocuk, annesinin aldığı bu büyük kararın konuşmasında taraf olmak zorunda değildir!

    Evet, on dört yaşındaki bir çocuğun psikolojisini anlamak zordur. Ama ruhları birleşmiş on dört yaşındaki bir çocuk ve ananın karşısında hayatın sillesi, domuzun derisini delmeye çalışan sivrisinek kadar çaresizdir!


    Temmuz 2014, Bodrum.
  15. 140
    hesap günü olmayacak.
  16. 141
    gözlerim uykuya yenik, bedenim direniyor. aslında ayakta durmam içinde pek bir sebep yok ortada.
  17. 142
    bu arada insanların hepsinden nefret ediyorum.
  18. 143
    silahtan nefret ederim. işin anti-militarist kısmı bir yana gerçekten nefret ederim. şimdi anlatmaya üşendiğim bir durumdan dolayı bir iki kere sıkmıştım da geri tepmesinden duyduğum rahatsızlık ve üzerimde yarattığı o pis his beni daha da bi soğutmuştu silahlardan.

    ama buna rağmen, bir gün tek elime pompalı tüfek alıp onun şlaks, şıkırt sesini - mermiyi hazneye yerleştirme sesi galiba o duymadan gidersem gözlerim açık gidebilir. bunu bir gün yapmalıyım. hoş o tüfeği tek elimle tutup o sesi çıkartabilir miyim bundan da emin değilim ama denemeye değer yine de. ah gözün kör olsun senin stansfield.
  19. 144
    2015 te hoşlandığım kıza damdan düşermiş gibi senden çok hoşlanıyorum yazdım. hala cevap yok.
  20. 145
    at...
  21. 146
    Göz altı morlukları. Deri ceketler. Siyah çarşaflar. Tuborg gold. Gün batımları. Çiller. Tuna pastanesi. Sen tavşan mısın, insan gibi yemek ye. Son izban. Çaycı leyla. Minik kırmızı valiz. Monopoly. Elma çayı. Magnet. Bana ayça deme. Sarı. Yanıklar. Gece. Başkan. Londra. Buzlu rakılar. Kediler. Zincirler. Çatlak bilek. Ela. Karanlık. Sokak köpekleri. West coast. Baban haklı. Abajur. Puştingen. Parçalanan bardaklar. Sliven. Kırmızı. Haritalar. Rulet. Milena. Akıl hastanesi. Diş izleri. Sigara içme dedim sana. İan. Adventure time. Ölen yıldızlar. Yemek saati şarkıları. Çalar saat. Kum. Konyak. Mamuş. Gofret. Ziya. Yine üşüyorum, sürekli üşüyorum. Küyrük. Kapıyı aç. Kupon. Haziran.
  22. 147
    Bazen sadece gözlerini kapadığında aklına düşer silueti heyecanlanır açamazsın bozulursa diye korkarsın bu huzur anları.
    bazen kokusunu özlersin en kalabalık yerlerde yapışır burnuna mal gibi kalır etrafına bakarsın, arkasından dahi olsa bir kere daha görebilmek adına.
    bazen nefret edersin kusarsın sinirini, kinini boş oda da gecenin karanlığına rahatlarsın ama sonradan anlarsın ki bu nefretin kaynağı ona olan bitmemiş aşkındır.
    bazen ararsın onu başka tenlerde, bakışlarda, gülüşlerde sadece aradığın ile kalırsın ama zaten bilir insan hiç kimse onun gibi bakamaz, gülemez, dokunamaz.
    ama en sonunda anlarsın onun anlamsızlığını ve gerçek aşk olmadığını çünkü bir çıkar karşına ondan daha çok yaşatır sana senliğini, benliğini, sizliğini.
    o an dank eder kafana bu dünyada en önemli varlık benim ve ben onsuz devam ettiğim sürece büyüdüm, güçlendim. o zaman neden daha fazla acı çekeyim.
    aşk sandığın esaret zincirlerini kırarsın kavuşursun özgürlüğüne bir kuş misali.
  23. 148
    İnsana gece gece hayal kurduran, eskiyi hatırlatan şarkılar var.. Kapalı bir hava. Berem kafamda. Kulaklığım kulağımda. Cep kanyağım cebimde. Gencim. Yavaş yavaş turluyorum kadıköyde. Aklımda hep replikler. Burnum kızarmış. Yanaklarım üşümüş. Ellerim yine sıcak. Ama bu sefer cebimde. Buranın hep küllüklerini çalardık. Buranın Patatesini severdim. Hep şu evin merdiveninde bira içerdik. Bu köşede üç kişi on kişiye dalıp dayak yedik. Bu bankta otururken hayatımın en kötü haberini aldım. Bu evin önünde beni ilk kez öptü. Burası hep kedi çişi kokar. Belki o teyze hala o saksılardaki çiçeklere su veriyordur. Hep bu yokuştan aşağıya koşardık sarhoşken. Ah yine o mustang. Yine o işaretler. Yine yoruldum..
  24. 149
    Her gün kendimi öldürmek için banyoya giriyorum ve duş alıp çıkıyorum.
  25. 150
    Diz ağrısı. Uyku ağlaması. Kahve buharı. Sivrisinek ısırığı. Dudak çatlağı. Bebe şampuanı. Bardak altlığı. Güneş yanığı. Elektrik mavisi. Kaplumbağa tıslaması. Yatak soğukluğu. Ayvalık yolu. Bengal kaplanlığı. Boyama kitabı. Gıdıklama saati. İyi geceler masalı. Sabah siniri. Paylaşma battaniyesi. Çalıntı midilli.