sözlük yazarlarının söylemek istedikleri
- 1026Alt tarafta çıkan film sitesi reklamını gördükçe ders çalışma isteğim gidiyor. Her defasında kendimi film izlerken buluyorum. Buna bir çare bulun.
Yine harry potter izlemeye başladım çok saçma bir döngü oldu bu çıkamıyorum içinden. - 1027sabah altıda telefonun alarmı çaldı. çok güzel bir rüya görüyordum. ve eminim tekrar uyumaya karar versem rüyaya kaldığım yerden devam edebilirdim. sabah altıda uyanmanın yaşamsal paradoksu üzerine düşünüp on dakika daha uyudum. tekrar alarm çaldı. ah bu kapitalizm. sadri baba bir filminde şöyle der "efkarlammak iyi bir nane olsaydı zenginler bu kadar efkârı sana bana bırakır mıydı hiç?"
bu alçak düzenin güzellikler görmemize düşlerimizde dahi tahamülü yok.
bir ara müdürümü arayıp "ben ruyama kaldığım yerden devam edeceğim, gecikebilirim" demeyi düşündüm. yapmadım. - 1028youtu.be/...
Bu ve bunun gibi birkaç şarkının bana hiç armağan edilmemiş olması canımı sıkıyor. Tamam güzel değilim de en azından iyiyimdir bence. Saçma bir şey biliyorum ama ne biliyim. Şu şarkıyı görüp bir gülümsemek isterdim. - 1029sacma sapan bir ergen kitabI okuyorum utanIyorum soylemeye ama soylemesem de bayIlacam. zaten karizmayI cizdirmemek icin yeterince gizli saklI okuyorum. dIsarda racon kesip evde oyuncak ayIya sarIlarak yatan mafya babalarI gibi hissediyorum oylesine bir tezat.
- 1030Dünden beri yıkanmıyorum.
- 1031son zamanlarda, sol framede yazılan entryleri okuduktan sonra dediğini anlıyor ve yapısal olarak parçalanıyorum veya vay anam vay neler dönmüş serhat ya tarzı tepkiler veriyorum. sanki entryler biraz fazla kasıntı ve karamsar yazılmış gibi. rahat olun lan, araya 1-2 komiklikler, şakalar serpiştirin. hiçbirimiz serçe parmağı havada 5 çayı içen insanlar değiliz.
tabi bir taraftan da: "yaz. ne yazarsan, nasıl yazarsan yaz, yine de yaz." demem gerekiyor. peki ben bunu neden yazdım? bu benim 1000. girdim ve bunu itiraf tarzı bir entry ile kullanmak istedim. böyle şeylere ufaktan önem veren biriyim de.
klavyeye bakmadan bir şey yazamayan beeblebrox söyledi. kendinize iyi bakın, iyi akşamlar. - 1032bütün canlılar yaşama kendi savunma silahlarıyla doğup bunları yaşam içinde kusursuz hale getirirler. lakin biz insanlar bundan bir miktar müstesnayızdır. bizim yaşam içinde karşımıza çıkacak psikolojik ve sosyal savaşlarda daha karmaşık silahlara ihtiyacımız vardır. yaşam içinde psikolojik savaşların önemli bir bölümünü kendimize karşı vereceğimizden mütevellit de işler daha karmaşık hal alır.
insan yaşamda en önemli savunma anlayışını güvende olmak şeklinde belirler. genelde bunun için aklına gelen ilk doğru yolu uygular. o da aslında çok uzak atalarımızın hayatta kalma şekli olan kalabalıklar arasında güvende olabileceği hissidir. bütün sosyal hayvanlar doğada bu şekilde varlığını sürdürür. yazık ki hangi sosyal sınıf içinde olursa olsun bir çok kadınımız da hayatta kalmanın sağlıksız bir güven biçimi olan celladına aşık olma yolunu seçer bu uğurda.
elbette ki insan da sosyal bir hayvan olduğu için yaşamda diğer insanlarla bir arada olmaya ihtiyacı vardır. ama insanın aynı zamanda kendini tanımak gibi bir çabası da olması gerekir. yazık ki çoğumuz farkında değilizdir ki, kendimizi tanımak yaşam içinde her olumsuzluğa karşı en doğru silahlanmanın baş harfidir.
türkiye toplumu neden diğer toplumlar kadar kitap okumaz? bunun en basit cevabı olan, ''çünkü matbaa osmanlı'ya geç geldi'' cevabı asla doğru bir yanıt değildir. zira kitap okumak insanın kendi kendine tahamül edebilmesini gerektirir. türkiye toplumu tarihsel ve sosyolojik olarak kendine tahamülsüz bir halktır. bu sebeple bireyselleşemez de. bireyselleşmeyi bilmeyen uluslar, sağlık bir biçimde toplumsallaşamazlar. - 1033i.hizliresim.com/...
sol framede, "ben aptal mıyım?" sorusu çıkınca tekrar sorguladım yaptıklarımı. tekrar tekrar gözden geçirdim her şeyi. bazen birinin kalbi kırılmasın diye aptal aptal şeyler yapabiliyorum. bir süredir türlü türlü bahaneler uydurarak bende kalmak isteyen biri var. son seferinde sevdiceğim vardı ve bahsettiğimde suratını asmıştı. gelmemesi gerektiğini dolaylı yoldan olsa söylemiştim ve anlamıştı. şimdi ise durum farklı ve herhangi bir bahanem yok. işin daha da acı kısmı ise, canı yanıyor gibi görünüyor ve benim canı yanan insanlara karşı büyük bir zaafım var. kendimi düşmüş insanlara karşı savunmasız buluyorum ve bir tekme de ben koyamıyorum. aptallık deniyor buna yerine göre. çok da sevdiğimi söyleyemeyeceğim bu bahsi geçen kişiyi ama canı yanarken ortada da bırakmak istemiyorum. en sonunda kabul ettim bana gelme isteğini. umarım sadece 1 gece kalır ve yanıma yöreme çok sokulmaz. yalan olmasın, güzel bir fiziği var kızın. süt beyazı böyle ve pamuk gibi. saçları ayrı, ağzı, burnu ayrı güzel ama bana göre değil. son sevdiceğim ile aynı kafalarda bir kız. şıpsevdi biraz. anlık öyle. güven olmayacak bir tip yani ve bunun acısını cidden bir hayli yaşadım, yaşıyorum. insanlara iyi geldiğim doğru, evet. yani, en azından öyle diyorlar. hoş, amacım da tam olarak bu zaten ama ötesi değil. biliyorum, yarın akşam geldiğinde bende kalmak isteyecek uzun bir süre. ev arkadaşları ile geçinemediğini söyleyecek ve ev bakınmak isteyecek. o zamana kadar da bende kalmak isteyecek ve bu en az 1 ay sürecek. benim gözüm arkada kalacak her allah'ın günü. ben kimseye güvenmem şu saatten sonra. çünkü hayatımda ilk defa en çok güvendiğim dal tarafından yere serildim. emindim bizden. bütün benliğimle emindim. neyse, konu o değil. sonuç olarak güvenemiyorum artık. kırmak da istemiyorum. kırmamak da istemiyorum. ben, sanırım ne istediğimi de bilmiyorum. birisi ile yatmak, yaşamak istemediğime eminim sadece. ne yapacağım hakkında ise zerre fikrim yok. - 1034"Kimseye etmem şikayet
Ağlarım ben halime"
tam olarak bu noktada bağdaş kurmuş oturuyorum. ne isyan kaldı ne direniş. kendime açtığım savaşların, kazansam da bana hiç huzur vermediğini hep kayıplardan sonra farkediyorum. bu nasıl bi yaşamak? neresinde yenildik ben bilmiyorum. gözlerim boyuna dünyayı eler dururdu, beynimde sürekli yeni sorular olurdu. bakıyorum öyle oturduğum yerden. garip bi büyümek hevesi gelip konmuştu içime, söküp atabilseymişim keşke. insan kendimi tutamayıp atarım diye sahile inmekten korkar mı? bazen oluyor öyle. atlamam da, arada korkuyorum kendimden. Yani anlamıyorum bazen, dünya neden bu kadar dünya olmak zorunda ki? ben yıldızlar olsun istiyorum, çiçekler olsun, güzel kokulu akşamüstleri olsun. sonra eski dostlar olsun masada, turkuaz olsun.
sanırım bazen çok şey istiyorum. söylemek istedim. iyi geceler olsun. - 1035yarın işimi bırakıyorum.
sonra ailemi bırakacağım.
yaşadığım yeri terk edeceğim.
bunu yapmazsam kim olduğumu asla hatırlayamayacağım. - her şeyini kaybettiğinde, işte o zaman gerçekten özgür olacaksın
- 1036Bugün aşırı heyecanlı bir gün. Heyecanımı bastırmak için erkenden uyumuştum ama sabahın ilk saatlerinde gözümü açar açmaz kalbim güm güm atmaya başladı.
Umarım her şeyi elime yüzüme bulaştırmam. Bana şans dileyin pls. zira çok ihtiyacım olacak. - iyi şanslar :d
- 1037Mutsuzum. Demeye dilim varmıyor çoğu zaman, nankörlük gibi olmasın diye ancak hislerimi ne yapacağım? İçimde yıllarca inandığım şeyin parçalanmasının oluşturduğu boşluk var ve içine düşüyor gibiyim. ne zaman çıktım desem yalnızlığım beni tekrar içine atıyor. hissizleşerek robotlaşacağım düşüncesi, o içerideki kırıkların batması ve uyuşturmasından kaynaklanıyor olmasın?
- 1038sabah bogaz agrIsIyla uyandIm dedim kesin bir sey olacak bana grip olacam falan. ama yo gayet iyiyim.
havalar da berbat hani, olsam da garip olmayacak. bugun yazIn o sIcakta bile hic olmadIgI kadar cok terledim sabah. onceki gun IlIktI, ondan onceki gunse soguk. iklim ne bicim oldu. - 1039geceme yol gösteren bir yıldız, heybetiyle böylesine aydınlatmaz loş eskişehir akşamlarını.
kırmızı gözler daha çok yaraşır yüzüne.
yüreğinin kovasından bana da bir pay ayır.
ele güne daha güzel gösterir senin yeşil sevdan.
turkish pizza açlığa biçilmiş kaftan.
çirkin nedir derlerse eğer, "senin aşkından yoksun olandır" derim.
törpülenmiş tırnakların, dimdik ve kalkık poponun olduğu topraklarda,
40 gün karanlıkta bekletilmiş kara beygirimle egemenlik sürmek isterim. - 1040Yazalım çizelim derim. Ama saygı ve sevgi de olmalı bunları yaparken.
- 1041Hergüne aynı ümitlerle uyanıp, günün sonunda sıfırla yatağa uzanmak artık beni çok üzüyor.
- 1042bu yapılmazdı.
insan
Evladı
Bunu
Yapmaz.
çok kötü oldum.
yazık. - 1043yine sabah oldu. neredeyse 6. aslında, tam olarak 6 değil tabii, en azından bu kelimeleri yazarken tam 6 değil ama tahminen yazı biteyim diyene kadar 6 olur. biliyorum, saatin üzerinde çok durdum. zaten amaç o değil miydi ki? sabahın körü olduğunu vurgulamak değil miydi amaç? yine sabah işte. koskoca bir günün daha sonu resmen. ve ben yine uyumadım. yani, nasıl desem... uyuyamadım. evet evet, uyuyamadım en doğru kavram olur bu durum için. gözlerime uyku girmedi yine. bunun sebebi sanırım içimde her geçen an biriken nefret. her şeye, herkese karşı biriken nefret. gözlerimi her kapatışımda bir şeyleri parçalarken buluyorum kendimi ve buna insanlar da dahil. bütün insanlığı tek kaşık suda boğasım var. gözümü bile kırpmadan, gözyaşlarına dahi bakmadan. bütün dünyayı kan kırmızıya boyamak isteği ile dolup taşmış gibiyim. bazen, "siktir et, başkasına zarar vereceğine kendine zarar ver." diyorum kendi kendime ve alkol komasında yok olasım geliyor. sonra param yetmiyor. hayallerimdeki gibi ölmek için bile param yetmiyor olm. yine insanlığa kızıyorum sonra. garip bir kısır döngü. çok saçma yani. bu aptal kısır döngüden kurtulmanın tek yolu mutlu olmak gibi geliyor ama o da hep geçici oluyor. tek vitesli bisiklet zinciri gibi hayatım. mutlu olduğumda zincir atmış gibi oluyor. sonra zincir tekrar dişlilere oturuyor ve kaçıp kurtulmak istediğim halime geri dönüyorum. "ulan, bir değişiklik olsun be!" diyerek en azından acımı değiştirebileceğim başka dişli de bulunmuyor. hep aynı acı, hep aynı acı. sürekli biriken ve her geçen gün nefrete dönüşen aptal bir acı. her bir yandan gelen, acı yığını.
dün bahsettiğim kız bugün geldi. tahmin ettiğim şeyleri söyledi sadece. her zaman haklı olmaktan nefret ederim. her seferinde haklı çıkmaktan nefret ederim. evdeki kızlar çok düzensizmiş, ev değiştirecekmiş. benim yanımda kalmak istiyormuş birkaç ay. işin boktan kısmı ise, bunun için çok basitleşerek cinselliği kullanmaya kalktı. kirasını seksle ödeyen beden işçisi gibi. aptal aptal hareketler. sırf faydalanabilmek için zaafların kullanılması gibi geldi bana sadece. tamam, kabul. yalnızım olm. mutlak yalnızlığın en had safhasıyım. ama bu da gurur. kendimi kullandıracak kadar düşmedim. kaldı ki, arada sıcaklığın bulunmadığı ilişkiye de karşıyım. zira, bu sefer de 31'den farkı olmayan bir eylem haline geliyor. insanların cinsellik gibi özel bir zevki bile bu kadar basitleştirmesi çok saçma geliyor. her önüne gelen ile nasıl yatar lan bir insan? o mide nasıl kaldırır bunu? benim kaldırmadı. istemedim. gururu yıkıldı sanırım. üzüldü. gitti. sanırım hafta sonu bir daha gelecek. bu sefer normal, insanca konuşmaya olsa gerek. benim bir daha aynı teklifi sunmaya yüzüm olmazdı. ne bileyim ya? bilmiyorum işte. zaman gösterecek neyin ne olacağını.
şu sıralarda bana biraz olsun huzur veren tek şey basit bir bitki. ne olduğunu bile bilmiyorum. bir çeşit kaktüs gibi. kalp şeklinde böyle. çok da tatlı bir vazosu var. aslında, daha önceden paylaşmıştım kendisini. ahan da şu minnoş işte ya. o kadar güzel ki, içim gidiyor. konuşuyorum böyle. dinliyor gibi yapıyor çakal ama anlamadığını ben de biliyorum. yeşil yeşil duruşunu çok seviyorum. hayat dolu gibi. umut dolu. 5 tl gibi aptal bir fiyat etiketine karşılık satılıyordu hem de. böylesi huzurlu bir canlıya nasıl paha biçmeyi beceriyorlar anlamış değilim. arada öpüyorum dudaklarımın ucuyla. kırmamaya çalışıyorum. içi sert biraz ama bu sertliği yüzünden bir hayli narin. biraz zorlasan çıtır çıtır elinde kalır. suyunu mu fazla koydum, ne yaptıysam biraz yatmış. yarın bir güneş bey ile buluşturacağım tatlışımı. bir bitkiye bile iyi gelemiyor oluşum üzücü tabii. o bile mayıştı hemen. gitme hazırlıklarında ama ben onu çok seviyorum. bitkilerin ruhu var mıdır acaba? hissediyorlar mıdır lan sevdiğinde? he? mutlu oluyorlar mıdır dersin? biliyorum, biliyorum. bazıları var böyle, konuştukça, ilgilendikçe daha bir gür açıyorlar ama ne bileyim, bu da öyle midir ki? değil sanırım. ya beni sevmedi bu da ya da yerini sevmedi. bakacağım artık. uğraşacağım. sonuna kadar. bari sen gitme be, n'olur? - 1044yüzüne söylemek istediklerimdir. buradan söylesem ne olur söylemesem ne ?
- 1045aldığım ojenin rengi çok pembe. oysa daha çok pudra rengi gibi duracağını hayal ederek almıştım.
şeker kız candy rengi bu.
- 1046‘Madem her şey biter yine başlar yeni baştan’ bi yandan şarkıyı dinliyorum bi yandan hep bu cümleyi tekrarlıyorum
- 1047doğum günümün üstünden beş gün geçmiş, aramalarımı Doğum günümü kutla diye mi aradım sanıyorsun? Yazıklar olsun.
- 1048kimseyi telaşlandırmak istemem, asla öyle bir niyetim yok ama hangimiz ara sıra intihar fikrini düşünmeyiz ki? geçen yıllarda ağır bir depresyon atlattım. o aralar herkesten biraz fazla geliyordu bu fikir aklıma. gündüz rutin bir şekilde işimi gücümü yaparken, akşam kendimi ne tür bir yöntemle öldüreceğimin yollarını düşünüyordum. işin en en heyecanlı ve güzel kısmı onlarca sayfa intihar mektubu yazmak fikri geliyordu. bazı günler yazıyordum da. sonra dinlemesi ölümden korkunç olan 3-4 şarkı açıyordum. akşamın sonu doyasıya ağlamak ve fikri ertelemek oluyordu. sonradan öğrendiğime göre göz yaşının doğal bir antidepresan etkisi mevcutmuş. bu bilgiden kurduğum mantık şu ki, o şarkıları dinlememiş olsam şimdi hayatta olmayacaktım. hayatın hiç umrunda olan bir konu olduğunu da sanmıyorum bunun.
o zamanlar bir ara intihar öncesi bunun sebeplerini anlatacağım ve herkesle son defa vedalaşa bileceğim videolar çekmeye karar verdim. hiç yapmadım bunu.
dün gece bu fikir kafamda tekrar durdu gezdi. ama bu sefer insanlara bir şeyler anlatmak için kalem oynatmak bile gelmedi içimden. zaten hemen içinden çıkmanın saçma sapan yollarını buldum bu fikrin.
goethe der ki, ''3000 yıllık tarihi bilmeyen insanlar günü birlik yaşayan insanlardır.''ben 3000 yılı bilirim. üç bin yıl içinde böyle flu'dan karanlığa, karanlıktan flu'ya sürüklenen başka bir zaman dilimi bilmiyorum. hiç olmadı çünkü. günde on binlerce insanın öldürüldüğü büyük dünya savaşları döneminde bile insanlık bu kadar zavallı bir hal almamıştı.
artık bu yer yüzünde her şey mi kisveye dayanıyor yahu? kimse kimsenin ruhunu merak etmeyecek mi? kimse kendi ruhunu geliştirmek için neden bir eylemde bulunmuyor. insan tanımlayan bir hayvandır yahu, neden kendimiz dahil hiç bir şeyi tanıma çabamız yok. bilgiyi geçtim, bir konuda hiç öznel tanım geliştirememiş insanın nasıl bu kadar çok fikri olabiliyor? neden dayatılan her kötü bu kadar çabuk kabul edilebiliyor. şu an odalarında çay içtiğim hemşire arkadaşların izledikleri berbat dizi de dahil bu dayatılan kötülüklere. her yerde çalan, insan zihninin tahamül edemeyeceği şarkılar dahil. boş ruhlu insanları, diğer insanların çok sevmesi dahil. insanların evlilik adına, huzur adası inşa etmeleri gerekirken, ikili bok çukurlarında kaos kümeleri yaşamları dahil.
artık bu çağda kalite doğmayacak, yaratıcılık büyümeyecek. nefes alamıyorum. - 1049Karanlığım evrenim olmuş.
- 1050Onu bunu bırak sana değer vermişim ? Evet anlıyorum geçmişin acısı çıkıyor g*tümden ama hani ben bunu ödedim. Nötrüm .