Ona

  1. 1
    lejyoner hastalığı ve kafkas kemençe ile ilgili hazırlamam gereken iki metin varken, başka türlü yazmalar çeliyor aklımı. şu an olduğu gibi bir çok an var, kalemin hilelerine kandığım. sonra uyuyakaldığım… yarının işi yarından sonraya kalınca, tüketilen son kullanma tarihi tavsiye edileni aşıyor. bana büyük ayakkabılar giymiş halde geziniyorum; sahile uzak, bozkıra çalan, sınıra yakın topraklarda. spor bir ayakkabı olsa ayağımdaki bisiklete binerim, en iyi bildiğim kaçma şeklim; postal olsa ayağımda cenk ederim, hem kılıçta hem zırhta cevvalim; kırmızı ve yüksek topuklu bir ayakkabı var ayağımda, şımarık halim, yırtık üstüm başımla nasıl tango yapayım, altın varaklı işlemeleri olan salonlarınızda? ben düz yürümeyi bilmediğim gibi bilmiyorum bu şehri.
    siyah gecelerinde kaybolurum ben bu adamın. sokaklarından şakaklarına çıkar çıkışlarım. çıkmaza girerim, çıkamam sakallarından; çıkmayan sakallarından bile. gözetlediğim kuytular nöbetlerime göz göz olur, gözlerinin değdiği yerden; şehrin derinine uzanır yabanlığım. gözleri gözlerimi bulunca gece ışıldayan fenerlere döner, caddelerdeki irili ufaklı evler. saçları kısa sürer, tekrar tekrar gezinmek isterim, sıkça yolum ona düşer. siyah geceler saçından kaşına, kaşından kirpiğine sürerken, sayfanın soluna yakın yerde duran ay gibi, dişleri karşılar bıyık altından beni, dolunay gibi. son bulan gecenin ardından tan yeri kızıllığında dudaklarını izlerim gün aydınlanana. boynu su olur, dökülüp bulduğu yol denize benzer; köprücüklerinden omzuna, oradan hasret olduğum izmir’e değer. ve sadece portresinde aldığım yol, uzun boyu boyunca alınacak tüm yaralara, şehrinin tüm yolsuzluklarına değer.
    bana vaad edilen yol yok, “gel” denilen kent yok. ama orda bir yerde varsın. uzaktan şehri izlemekten başka imkanı olmayan biri ne yapsın? yalın ayak geldim ben, bir uçtan bir uca, senin derdinden. elinden bir yudum su içmek olsa sonum, sonu gelmez susuzluğumun. bazı denizin, bilmediğin yerde girdabı olur; sen de beni sana çekecek gibisin, belli mi olur? boğulur muyum, su olur muyum, sana karışır mıyım, küçük kara balıktan farkım olur mu diye devam ediyor sorular. devam etsin istediğimse kahve fincanları aslında, yüzükler sonra, konuşmalar en fazla.
    bu kadar diyeceğim, gerisini kadere emanet ettim. emanetimi kedere versen, ihanet olmaz ama, kedere de verme beni hinayet şey seni. ateşe ver mesela, hem beni hem kendini. belki yanmak acıtmaz, yaram da yaram diye azıtmazsak. söndür ya da beni, içine çektiğin son nefesle işinin bittiği biçare bir izmarit misali. bas üstüme. bas ama duman olup dokunayım ciğerine. bulaşayım üstüne, kıyafetine. kadere emanet ettim seni, söz gelimi. bekliyorum. sözün geleceği yeri.
  2. görsel
    Yaprak
    #1446137 | 23/06/2018 16:58
    • Ne okudum lan ben?