gecenin şiiri

  1. 1
    Bilirsin uyuyamam böyle gecelerde..
    Güneş soğuk, etraf karanlık, sen ırak..
    Gönlüm yanarken acı acı.. Bi damla susasam da sana..
    Dönüp arkanı gitmeyi bil..
    Bu gönül ne sana buzul.. Ne sana kurak..
    Acıyan bi gözüm var duymayan bi kulağım...
    İçim desen, yanıp sönmüşte elde kalan birazcık kor..
    Git desem de sana gitme; kal bi köşede sessizce..
    Zaten sevgim ne gidilecek kadar kolay.. Ne de kalacak kadar zor..
    Bak uyuyamadım ben bu gecede..
    Güneş açmış da aydınlatmış etrafı,sen hala uzak..,
    Baş ucumda bi kahvem bi kitabım... İçimse hala ''sel''
    Boşuna bardak kirletmişim meğerse..
    Ne değişecek bardak kaldı,ne içini dolduracak ''sen'' / Önsözüm' den- Atalay
  2. 2
    www.youtube.com/...
  3. 3
    www.youtube.com/...
  4. 4
    "ne güzel şey hatırlamak seni:
    ölüm ve zafer haberleri içinden,
    hapiste
    ve yaşım kırkı geçmiş iken...

    ne güzel şey hatırlamak seni:
    bir mavi kumaşın üstünde unutulmuş olan elin
    ve saçlarında
    vakur yumuşaklığı canımın içi istanbul toprağının...
    içimde ikinci bir insan gibidir
    seni sevmek saadeti...
    parmakların ucunda kalan kokusu sarduya yaprağının,
    güneşli bir rahatlık
    ve etin daveti:
    kıpkızıl çizgilerle bölünmüş
    sıcak koyu bir karanlık...

    ne güzel şey hatırlamak seni,
    yazmak sana dair,
    hapiste sırt üstü yatıp seni düşünmek:
    filanca gün, falanca yerde söylediğin söz,
    kendisi değil
    edasındaki dünya...

    ne güzel şey hatırlamak seni.
    sana tahtadan birşeyler oymalıyım yine:
    bir çekmece
    bir yüzük,
    ve üç metre kadar ince ipekli dokumalıyım.
    ve hemen
    fırlayarak yerimden
    penceremde demirlere yapışarak
    hürriyetin sütbeyaz maviliğine
    sana yazdıklarımı bağıra bağıra okumalıyım...

    ne güzel şey hatırlamak seni:
    ölüm ve zafer haberleri içinde,
    hapiste
    ve yaşım kırkı geçmiş iken"
  5. 5
    roll the dice

    if you’re going to try, go all the
    way.
    otherwise, don’t even start.

    if you’re going to try, go all the
    way.
    this could mean losing girlfriends,
    wives, relatives, jobs and
    maybe your mind.

    go all the way.
    it could mean not eating for three or four days.
    it could mean freezing on a
    park bench.
    it could mean jail,
    it could mean derision,
    mockery,
    isolation.
    isolation is the gift,
    all the others are a test of your
    endurance, of
    how much you really want to
    do it.
    and you’ll do it
    despite rejection and the worst odds
    and it will be better than
    anything else
    you can imagine.

    if you’re going to try,
    go all the way.
    there is no other feeling like
    that.
    you will be alone with the gods
    and the nights will flame with
    fire.

    do it, do it, do it.
    do it.

    all the way
    all the way.

    you will ride life straight to
    perfect laughter, its
    the only good fight
    there is.

    – Charles Bukowski

    www.youtube.com/...
  6. 6
    korkmayın, sökünce şafak
    ufuktan görünür bayrak
    Karanlığı yaratan Hakk
    Halik-i Nehar'dır elbet...

    Gözlere pinhan olanın
    Cümleye sultan olanın
    bir adı rahman olanın
    bir adı kahhar'dır elbet...
  7. 7
    Akıyordu su
    gösterip aynasında söğüt ağaçlarını.
    Salkım söğütler yıkıyordu suda saçlarını!
    Yanan yalın kılıçları çarparak söğütlere
    koşuyordu kızıl atlılar güneşin battığı yere!
    Birden
    bire kuş gibi
    vurulmuş gibi
    kanadından
    yaralı bir atlı yuvarlandı atından!
    Bağırmadı,
    gidenleri geri çağırmadı,
    baktı yalnız dolu gözlerle
    uzaklaşan atlıların parıldayan nallarına!

    Ah ne yazık!
    Ne yazık ki ona
    dörtnal giden atların köpüklü boynuna bir daha yatmayacak,
    beyaz orduların ardında kılıç oynatmayacak!

    Nal sesleri sönüyor perde perde,
    atlılar kayboluyor güneşin battığı yerde!


    Atlılar atlılar kızıl atlılar,
    atları rüzgâr kanatlılar!
    Atları rüzgâr kanat...
    Atları rüzgâr...
    Atları...
    At...

    Rüzgâr kanatlı atlılar gibi geçti hayat!

    Akar suyun sesi dindi.
    Gölgeler gölgelendi
    renkler silindi.
    Siyah örtüler indi
    mavi gözlerine,
    sarktı salkımsöğütler
    sarı saçlarının
    üzerine!

    Ağlama salkımsöğüt,
    ağlama,
    Kara suyun aynasında el bağlama!
    el bağlama!
    ağlama!

    - nazım hikmet ran

    www.youtube.com/...
  8. 8
    Fırından taze taze çıktı.

    sensiz dünya mekan-ı azabtır bana
    aşılmaz çöl, geçilmez denizdir bana
    ne olur halden anla sevgiyle bak bana
    dil-i bitaba yegane çare sensin anla

    bir gün olur da beni seversen
    aşkını bana verirsen
    işte o vakit bana
    bab-ı dilini arala

    ey sevgili seni hep sevdim 
    esir-i aşk kalbime tahtını serdim
    bahçe-i ruhuma ismini verdim
    karlı dağlar kadar büyük aşkına erdim

    sadece sensin sultan'ül saltanat 
    benim cihan-ı muazzamam da sensin
    güneşim ve ışığım da yalnız sensin
    kalbimin nihai zaferi de sensin

    hangi erkek vurulmaz ki sana
    sırma saçlarına, çeşm-i zibana
    değer inan hepsi sana
    uğruna güneş garptan doğa 

    yokluğun inkıraz-ı nihaim olur
    sensiz ruhum her gün keder solur
    deşt-i kıpçak dahi ölçü olmaz yarama
    yalvarırım umut ver beni oyalama 

    soğuk dağlar zindanında sensiz kaldım 
    hasretinle hayal-i güzafa aldandım
    artık çeşm-i cihanda olsam ne fayda
    yüreğim kaldı sonsuz ayazda.

    Tunahan uğur...
  9. 9
    en sevdiklerimden:

    #EMPERYAL OTELİ

    ben hiç böylesini görmemiştim
    vurdun kanıma girdin itirazım var
    sımsıcak bir merhaba diyecektim
    başımı usulca dizine koyacaktım
    dört gün dört gece susacaktım
    yağmur sönecekti yanacaktı
    sameland seferden dönecekti
    duvardaki saat duracaktı
    kalbim kendiliğinden duracaktı
    ben hiç böylesini görmemiştim
    vurdun kanıma girdin itirazım var
    emperyal otelinde bu sonbahar
    bu camların nokta nokta hüznü
    bu bizim berheva olmuşluğumuz
    bir nokta bir hat kalmışlığımız
    bu rezil bu çarşamba günü
    intihar etmiş kötümser yapraklar
    öksürüklü aksırıklı bu takvim
    ben hiç böylesini görmemiştim
    vurdun kanıma girdin itirazım var
    sesleri liman sislerinde boğulur
    gemiler yorgun ve uykuludur
    sabahtır saat beş buçuktur
    sen kollarımın arasındasın
    onlar gibi değilsin sen başkasın
    bu senin gözlerin gibisi yoktur
    adamın rüyasına rüyasına sokulur
    aklının içinde siyah bir vapur
    kıvranır insaf nedir bilmez
    otelin penceresinde duracaktın
    şehri karanlıkta görecektin
    karanlıkta yağmuru görecektin
    saçların ıslanacak ıslanacaktı
    kış geceleri gibi uzun uzun
    tek damla gözyaşı dökmeksizin
    maria dolores ağlayacaktı
    istanbul'u yağmur tutacaktı
    bütün bir gün iş arayacaktım
    sana bir türkü getirecektim
    kulaklarımız çınlayacaktı
    emperyal oteli'nin resmini çektim
    akşam saçaklarından damlıyordu
    kapısında durmanı söylemiştim
    yüzün zambaklara benziyordu
    cumhuriyet bahçesi'nde insanlar geziyordu
    tepebaşı'ndaki küçük yahudiler
    asmalımesçit'teki rum kemancı
    böyle rüzgarsız kalmışlığımız
    bu bizim çektiğimiz sancı
    el ele tutuşmuş geziyordu
    gazeteler cinayeti yazıyordu
    haliç'e bir avuç kan dökülmüştü
    emperyal oteli'nde üç gece kaldık
    fazlasına paramız yetmiyordu
    gözlerin gözlerimden gitmiyordu
    dördüncü gece sokakta kaldık
    karanlık bir türlü bitmiyordu
    sirkeci garı'nda sabahladık
    bilen bilmeyen bizi ayıpladı
    halbuki kimlere kimlere başvurmadık
    hiçbiri yüzümüze bakmıyordu
    hiç kimse elimizden tutmuyordu
    ben hiç böylesini görmemiştim
    vurdun .... kanıma girdin ..... kabulümsün.

    Attila İlhan
  10. 10
    mükemmelliyet
    en uçuk düşlerin ürünü
    masumiyet
    en çabuk kirlenen olgu

    kıps.
  11. 11
    çeğen tepesi ~ dilaver cebeci

    Bir ceviz ağacı, bir duru pınar,
    Ve gökte gümüş bilmeceler...
    Vurur kutlu toprağın bağrında iki yürek,
    Koşan bir atın soluğudur
    Çeğen Tepesi’nde geceler...

    Çeğen Tepesi’nde geceler,
    Uzun, yorgun ve yeniktir...
    Her bayram sabahı uyurken kuşlar,
    Emer hürriyetin parmaklarını bir yılan.
    Kızların parmakları inceciktir...

    Kızların parmakları inceciktir,
    Uzar gider o güzelim saçları;
    Daha söylenmemiş türkülere...
    Gözlerine koyu gölgeler indirmiş,
    Buhara’nın ağaçları...

    Buhara’nın ağaçları,
    Ve göğe dua andıran bacalar...
    Nerdesin ey dokuz şavklı yıldızım!
    Sabrın sınırlarına dayandı,
    Çeğen Tepesi’nde geceler...
  12. 12
    "İnsan
    eşref-i mahlûkattır derdi babam
    bu sözün sözler içinde bir yeri vardı
    ama bir eylül günü bilek damarlarımı kestiğim zaman
    bu söz asıl anlamını kavradı
    geçti çıvgınların, çıbanların, reklamların arasından
    geçti tarih denilen tamahkâr tüccarı
    kararmış rakamların yarıklarından sızarak
    bu söz yüreğime kadar alçaldı
    damar kesildi, kandır akacak
    ama kan kesilince damardan sıcak
    sımsıcak kelimeler boşandı
    aşk için karnıma ve göğsüme
    ölüm için yüreğime sürdüğüm eczâ uçtu birden
    aşk ve ölüm bana yeniden
    su ve ateş ve toprak
    yeniden yorumlandı.

    Dilce susup
    bedence konuşulan bir çağda
    biliyorum kolay anlaşılmayacak
    kanatları kara fücur çiçekleri açmış olan dünyanın
    yanık yağda boğulan yapıların arasında
    delirmek hakkını elde bulundurmak
    rahma çağdaş terimlerle yanaşmak için
    bana deha değil
    belgeler gerekli
    kanıtlar, ifadeler, resmi mühür ve imza
    gençken
    peşpeşe kaç gece yıllarca
    acıyan, yumuşak yerlerime yaslanıp uçardım
    bilmezdim neden bazı saatler
    alaturka vakitlere ayarlı
    neden karpuz sergilerinde lüküs yanar
    yazgı desem
    kötü bir şey dokunmuş olurdu sanki dudaklarıma
    Tokat
    aklıma bile gelmezdi
    babam onbeşli olmasa.

    Meyan kökü kazarmış babam kırlarda
    ben o yaşta koltuğumda kitaplar
    işaret parmağımda zincir, cebimde sedef çakı
    cebimde kırlangıçlar çılgınlık sayfaları
    kafamda yasak düşünceler, Gide mesela.
    Kar yağarken kirlenen bir şeydi benim yüzüm
    her sevinç nöbetinde kusmak sunuldu bana
    gecenin anlamı tıkansın diye ıslık çalar
    resimli bir kitaptan çalardım hayatımı
    oysa hergün
    merkep kiralayıp da kazılan kökleri
    Forbes firmasına satan babamdı.

    Budur
    işte bir daha korkmamak için korkmaz görünen korku
    işte şehirleri bayındır gösteren yalan
    işte mevsimlerin değiştiği yerde buharlaşan
    kelepçeler, sürgünler, gençlik acılarıyla
    güç bela kurduğum cümle işte bu;
    ten kaygusu yüklü ağır bir haç taşımaktan
    tenimin olanca ağırlığı yok oldu.
    Solgun evler, ölü bir dağ, iyice solmuş dudak
    bile bir bir çınlayan
    ihtilal haberidir
    ve gecenin gümüş ipliklerden işlenmiş oluşu
    nisan ayları gelince vücudu hafifletir
    şahlanan grevler içinde kahkahalarım küstah
    bakışlarım beyaz bulutlara karşı obur
    marşlara ayarlanmak hevesindeki sesim
    gider şehre ve şaraba yaltaklanarak
    biraz ağlayabilmek için
    fotoğraflar çektirir
    babam
    seferberlikte mekkâredir.

    İnsanın
    gölgesiyle tanımlandığı bir çağda
    marşlara düşer belki birkaç şey açıklamak
    belki ruhların gölgesi
    düşer de marşlara
    mümkün olur babamı
    varlık sancısıyla çağırmak:
    Ezan sesi duyulmuyor
    Haç dikilmiş minbere
    Kâfir Yunan bayrak asmış
    Camilere, her yere

    Öyle ise gel kardeşim
    Hep verelim elele
    Patlatalım bombaları
    Çanlar sussun her yerde

    Çanlar sustu ve fakat
    binlerce yılın yabancısı bir ses
    değdi minarelere:Tanrı uludur Tanrı uludur
    polistir babam
    Cumhuriyetin bir kuludur
    bense
    anlamış değilim böyle maceralardan
    ne Godiva geçer yoldan, ne bir kimse kör olur
    yalnız
    coşkunluğu karşısında içlendiğim şadırvan
    nüfus cüzdanımda tuhaf
    ekmek damgası durur
    benim işim bulutlar arşınlamak gün boyu
    etin ıslak tadına doğru
    yavaş yavaş uyanmak
    çocuk kemiklerinden yelkenler yapıp
    hırsız cenazelerine bine bine
    temiz döşeklerin ürpertisinden çeşme
    korkak dualarından cibinlikler kurarak
    dokunduğum banknotlardan tiksinmeyi itiraz
    nakışsız yaşamakları
    silâhlanmak sanarak
    çıkardım
    boğaza tıkanan lokmanın hartasını
    çıkınımda güneşler halka dağıtmak için
    halkı suvarmak bin saçlarımda bin ırmak
    ıhtırdım caddeleri meğer ki mezarlarmış
    hazırmış zaten duvar sıkılmış bir yumruğa
    fly Pan-Am
    drink Coca-Cola

    Tutun ve yüzleştirin hayatları
    biri kör batakların çırpınışında kutsal
    biri serkeş ama oldukça da haklı.
    Ölümler
    ölümlere ulanmakta ustadır
    hayatsa bir başka hayata karşı.

    Orada
    aşk ve çocuk
    birbirine katışmaz
    nasıl katışmıyorsa başaklara ağustos sıcağı
    kendi tehlikesi peşinden gider insan
    putların dahi damarından
    aktığı güne kadar
    sürdürür yorucu kovalamacayı.

    Hanidir görklü dünya dünyalar içre doğan?
    Nerde, hangi yöremizde zihnin
    tunç surlardan berkitilmiş ülkesi
    ağzı bayat suyla çalkanmış çocuğa rahim olan
    parti broşürleri yoksa kafiyeler mi?
    Hangi cisimdir açıkça bilmek isterim
    takvim yapraklarının arasını dolduran
    nedir o katı şey
    ki gücü
    gönlün dağdağasını durultacak?
    Hayat
    dört şeyle kaimdir, derdi babam
    su ve ateş ve toprak.
    Ve rüzgâr.
    ona kendimi sonradan ben ekledim
    pişirilmiş çamurun zifiri korkusunu
    ham yüreğin pütürlerini geçtim
    gövdemi alemlere zerkederek
    varoldum kayrasıyla Varedenin
    eşref-i mahlûkat
    nedir bildim."
  13. 13
    şiir sevmem. ama bazen şarkı sözlerini şiirden saymak gerekir...

    '' sen varsın, iyi ki varsın yanımda
    dokunmak istiyorum saçlarına
    yaşamak zor gerçekten zor birlikte
    o resimde şu şiirde bu oyunda
    şarkılarım senindir her zaman
    ben sen oldum işte o zaman ''
  14. 14
    Benden çaldığın dakikaları sayıyorum,

    Damarlarına sarı fosforlu kalemle adımı yazıyorum.

    Sen istesen de unutamayacaksın beni,

    Ben istesem de fotoğrafını çekmeyeceğim.

    Gözüm telefonda değil artık...

    Seninse hâlâ kedin yok,

    Adresin yok,

    Yüzün yok...

    Yüzsüz çırpınışlarının arasında hiç ölmeyeceğim sandın.

    Evini bulamayacağımı...

    Parmakların çözülüyor Ankara...

    Ellerine bak...

    Sarı fosforluyla çizme artık şiirleri.

    Ben çoktan unuttum ismini...

    m.youtube.com/...
  15. 15
    onlar güneşin bağrında ateş
    yeryüzünde bir taze çiçektiler
    namluda namusun fişengi
    isyanda yürek kara düşte
    bembeyaz gerçektiler
    ben yılların sevdası
    nazlım
    sabır kıyısında
    kin köpüğü
    al almada
    başaklarda

    *orhan kotan
  16. 16
    bulut dolar semasına
    yağmur iner ovasına
    bacon konur sofrasına
    ne güzeldir ingilizlik…

    aşmış undergrounduyla
    çok kıymetli pounduyla
    heavy metal sounduyla
    ne güzeldir ingilizlik...

    fish and chips'i yersin
    işte bira bu dersin
    üstüne single malt gelsin
    ne güzeldir ingilizlik...

    alayı full aksesuar
    aston martin, jaguar
    paran yoksa rover var
    ne güzeldir ingilizlik...

    benny hill'den biraz neşe
    şöminemde kütük meşe
    e çıkmayıver güneşe
    ne güzeldir ingilizlik...

    leydisi var lordu var
    etkili bir ordu var
    artı james bond'u var
    ne güzeldir ingilizlik...

    the police'inden clash'ine
    aksanlı "know" deyişine
    vur be beckham gelişine
    ne güzeldir ingilizlik...

    fasulye bitse ağlarım
    incecik ham doğrarım
    akşam pub'a uğrarım
    ne güzeldir ingilizlik...

    köpekleri salarım
    çayırları yararım
    atla tilki avlarım
    ne güzeldir ingilizlik...

    phone kulübem kırmızı
    yar mr. brown'ın kızı
    olsam kraliyet muhafızı
    ne güzeldir ingilizlik...

    avrupadan farkı var
    envayi çeşit parkı var
    hele cutty sark'ı var
    ne güzeldir ingilizlik...

    yine çıktı hadise
    doktor bindi tardise
    londra sokar paris'e
    ne güzeldir ingilizlik...

    yazdım bakın bunca dize
    verin artık bana vize
    heatrow'da sarılayım size
    ne güzeldir ingilizlik...

    pek çillidir kızlarınız
    yüksek uçar kazlarınız
    gülümsüyor yüzleriniz
    ne güzeldir ingilizlik...

    big ben'den saate baktım
    yar çayına süt kattım
    thames'e 3-5 taş attım
    ne güzeldir ingilizlik...

    şapkayla yarış izler
    dürbünle beygir gözler
    dilinde nazik sözler
    ne güzeldir ingilizlik...

    sherwood'da gürgen kayın
    hani okun nerde yayın?
    robin hood'u unutmayın
    ne güzeldir ingilizlik...

    lordlar kamarası yamandır
    herkes soylu falandır
    demir leydi anandır,
    ne güzeldir ingilizlik...

    yeşilin dile destan
    duydum roger waters'tan
    eksem york'ta bir bostan
    ne güzeldir ingilizlik...

    bakın, iskoç farklıdır
    götü yandan çarklıdır
    sanma braveheart'lıdır
    ne güzeldir ingilizlik...

    blackmore'um vur saza
    gillan gelecek gaza
    fazla gerek yok söze
    ne güzeldir ingilizlik...

    irlandalı seni açmaz
    etrafına neşe saçmaz
    belfast'tan adam çıkmaz
    ne güzeldir ingilizlik...

    yes-no yani evet-hayır
    her yer çimen her yer çayır
    iron maiden cayır cayır
    ne güzeldir ingilizlik...

    nottingham'lı benim dayım
    porselende gelir çayım
    barbeküde mangaldayım
    ne güzeldir ingilizlik...

    bbc'nin belgeseli
    görsel bir coşku seli
    clapton'dan lay down sally,
    ne güzeldir ingilizlik...

    siyah beyaz fotolarla
    hayaletli şatolarla
    rolls royce gibi otolarla
    ne güzeldir ingilizlik...

    newcastle'da bir gemi
    irfandadır dümeni
    mutlu ettiyse seni
    ne güzeldir ingilizlik...

    irfanofobia
    • Üzgünüm almanliktan aldığım tadı hiçbir şeyden almadım.
      Adolf hitler.
  17. 17
    susmam seni ürkütmesin
    içimde çağlar var bilmelisin
    katı bir yalnızlık bu bilmelisin
    kaçmam kendimi bulmam
    ben senden yoksunum iyi bilmelisin.
    şu yalnızlık çıkmazında önümde niye sen varsın
    niye her şey bir anda kayıyor sen kayıyorsun
    kalbim niçin bu kadar yabancı
    sen niye yoksun
    bir sam yüklü geceleri içimden atamıyorum
    niye bunları bir anda unutamıyorum
    hadi tut elimden gök gibi ölü kadar yalnızım.
  18. 18
    lale müldür - y faktörü...

    www.youtube.com/...
  19. 19
    Çekilip sonra kabuğuna küskünlüğün
    Kendime düşlerden sığınaklar kuruyorum
    Kırık dökük izleriyle hayatın.
    Usul sesli, içe değen incecik
    Bir şarkı büyütüyorum ömrüme benzeyen...
    Sabah kadar açık, akşam kadar acı
    Rengi dört mevsimin uyumsuz karışımı
    Acemi bir şarkı

    Umuda ve gerçeğe böyle katlanıyorum.

    Şükrü Erbaş-sinema kapıları
  20. 20
    gözlerin gözlerime değince
    felâketim olurdu ağlardım
    beni sevmiyordun bilirdim
    bir sevdiğin vardı duyardım
    çöp gibi bir oğlan ipince
    hayırsızın biriydi fikrimce
    ne vakit karşımda görsem
    öldüreceğimden korkardım
    felâketim olurdu ağlardım

    ne vakit maçka'dan geçsem
    limanda hep gemiler olurdu
    ağaçlar kuş gibi gülerdi
    bir rüzgâr aklımı alırdı
    sessizce bir cıgara yakardın
    parmaklarımın ucunu yakardın
    kirpiklerini eğerdin bakardın
    üşürdüm içim ürperirdi
    felâketim olurdu ağlardım

    akşamlar bir roman gibi biterdi
    jezabel kan içinde yatardı
    limandan bir gemi giderdi
    sen kalkıp ona giderdin
    benzin mum gibi giderdin
    sabaha kadar kalırdın
    hayırsızın biriydi fikrimce
    güldü mü cenazeye benzerdi
    hele seni kollarına aldı mı
    felâketim olurdu ağlardım
  21. 21
    Kimse duymadan ölmeliyim
    Ağzımın kenarında
    Bir parça kan bulunmalı.
    Beni tanımayanlar
    "Mutlaka birini seviyordu" demeliler.
    Tanıyanlarsa, "zavallı," demeli,
    "Çok sefalet çekti.."
    Fakat hakiki sebep
    Bunlardan hiçbirisi olmamalı

    Orhan Veli Kanık - intihar
  22. 22
    Gece gece bana bi ufak raki açtırmaya niyetli şiirlerdir :/
  23. 23
    Solungacın yüzgeci balığı kavradı
    hastanın ayağı üşüdü birden
    şahit yazılmaktan korktum da kaçtım
    kurban kabul edildim, şahitler buldum
    şikayet, bahane, kereviz sevmem
    biraz melankoliye üç şeker atıp
    demir eksikliğinden korktuğu için
    çay içmeyen kızın tadına baktım
    • 24
      Farklarımızda benzerlikler aradık
      Sürtündük ve yonttuk köşelerimiz vardı
      Gardiyansız bir hücreye kapandık
      Seviştik ve acıktık, aşktan önemli şeyler de vardı
      Senin tilkilerin dolanıp durdu kafanda
      Bazen parçalar kopardı içimden hatta

      Aşktı bu, güzeldi...

      Uçan balonlar gibi kaçıp yükseldik
      Renklerimiz başkaydı belki
      Gözden uzaklaşıp patlamak istedik
      Bulutlarda yaşıyorduk sanki
      Senin tilkilerin hırlayıp durdu kafanda
      Dişlerinin izi vardır belki de ruhunda

      Aşktı bu, güzeldi...
      • 25
        yalnız kaldınız sanırsınız,
        biliyorum.
        yalnız bırakılmışsınız,
        biliyorum.
        ötesi yok.

        ötesi var:
        yalnızlık
        müziğin bile seni dinlemesidir.
        yalnızlık
        insanin kendine mektup yazması
        ve donup-donup onu okuması
        yalnızlığın da ötesidir.

        (bkz: özdemir asaf)
      tümünü gör
      dizi izle