kutup itiraf

  1. 1946
    ben küçükken maldım. evet, tek kelime. mal.

    ama benim suçum değil bu. anneme bulayım kabahati diyorum, sonra diyorum ki dur lan sakin ol anneye kabahat mi bulunur? vazgeçiyorum sonra. bi bahçemiz vardı, hala var ya işte. bu bahçede geçti koca çocukluğum. sıfır arkadaş. sıfır mahalle oyunu. doksanlar çocuğuyum diye caka sattığıma bakmayın lan siz. hiç kaldırım taşının üstünde taso oynamamış doksanlar çocuğu mu olur? çakma doksanlar çocuğuyum ben. made in prc.

    mahalleden çocukların sesi gelirdi hep. böyle maç oynama sesleri, biri derdi "inzagi inzagi vurdu goool", öteki derdi "yürü git lan oynamazsan oynama!"

    neydi lan bu sesler? ne oynuyolardı ki? inzagi de kimdi amk? kafamda deli sorular. demir kapı vardı bahçenin. yanında küçük bir basamak. o basamağa çıktığım vakit, dışarıyı görebiliyodum. sonra kendime görevler edinmiştim. çocuklar bizim demir kapıyı kale yapıyolardı zaten. top arada bizim bahçeye kaçtığı zaman dünyanın en mutlu insanı oluyordum çünkü topu alıp onlara vermek benim görevimdi.

    "çabuk ol yeenim az"

    arada böyle uyarı kokan cümlelerle de karşılaşırdım tabi. çok istemiştim onlarla oynamayı. ama yapamamıştım işte. çıkamamıştım o amk demir kapısından dışarı.

    bi gün televizyonda gazetenin maket oyuncak verdiğini duymuştum. bedava diyordu. sabah'la bugün bedava. bedava lan, bedava amk. çocuk aklı işte. insanların çocuklara durduk yere bedava oyuncak dağıtacağını düşünecek kadar masum bir hayal dünyası. işin içine gazete parasını katmamıştım. ne bileyim ben işte? adam bağırıyordu bedava diye. anneme söylemeden çıktım evden dışarı. çünkü azar işitmek istemiyordum. izin verme ihtimali yoktu. çünkü dışarıda araba çarpıyordu, dışarıda çocuk kaçırıyorlardı, dışarısı kötü, pis mahlukatlarla dolu bir cehennemden farksızdı kadın anamın gözünde. şu an bunları yazarken bile haksızsın demiyorum anneme. diyemiyorum işte. içim el vermiyor.

    her neyse, evden çıktım, ayakkabılarımı giydim. bağcıklıydı. ben ayakkabı bağlamayı 13 yaşında öğrenmiş adamım o zamana kadar hep annem bağladı. bana hiç bir şey bırakmıyordu sağolsun. ama nedense bağcığı ayakkabının içine sokmak da gelmemişti aklıma. dedim ya, maldım.

    ayakkabılarımı giyip demir kapıya doğru yol aldım. kapıyı açtım ve dışarı doğru ilk adımımı attım. tek başıma dışarı çıkıyordum. bu, insanlığın sikinde olmayan, fakat benim için oldukça büyük bir adımdı. kendimi bir an uzay boşluğunda hissetmiştim. evet, tam anlamıyla boşluktaydım. demir kapının dış kısmına tutuna 3 adım attım. demir kapıdan uzaklaşmak üzereydim. sanki kapıyı bırakınca birisi beni alıp kaçırıcakmış gibi hissediyordum.

    beceremedim. o dördüncü adımı atamadım. koşa koşa eve döndüm. mal gibi de ağladım sonra. gibi mi? neyse. bir şeyi becerememenin verdiği üzüntü, 7'de de 70'de de aynıymış ben bunu şimdi daha net anlıyorum. hüngür hüngür ağladım. kendime kızmıştım çok. niye yapamamıştım ki?

    en iyi arkadaşlarım dayımın kızlarıydı. evet kızları. zaten beni küçük ablam büyütmüştü, arkadaş olarak da dayımın kızlarını seçmemden ötürü kız gibi yetişmem gayet olağandı. öyle de oldu zaten. akranlarım dışarıda aylık, taso neyin oynarken ben ip atladım, aya maya kumpanya oynadım, yakan top fırlattım.

    bunun acısını ilkokulda çok güzel bir şekilde rezil olarak çıkarmıştım ama. tenefüs müydü neydi. biri dedi ki oradan, top oynayalım. ben de sandım istop falan. yok futbolmuş. ulan ben ne anlarım futboldan? hem futbol kötüdür. biyerime top gelir, düşerim, elimi yüzümü kanatırım, biri iter düşürür beni. annem sağolsun iyi ezberletmişti bana bu maddeleri. ben bi bok demedim zaten mal mal suratlarına baktım. neyse aralarından irice biri geldi yanıma dedi ki, "sektirme rekorun kaç?"

    ahahah. sektirme rekoru. 35 mi dedim 40 mı dedim yalan olmasın öyle yüksek bir şey söyledim ben bu çocuğa. aman allah cevabı duyan başıma toplaştı. duyan geliyor duyan geliyor. amına koyim fenomen olduk dedim. demedim tabi öyle, zira o zamanlar küfür bilmem, fenomen diye bişey duysam çikolata markası sanarım. ama epeyce kabarmıştı koltuklarım.

    soruyu soran çocuk verdi topu elime, dedi ki hadi sektir de görelim. ben topu aldım ve her zaman yaptığım gibi sağ elimle zemin arasında sektirmeye başladım.

    tam moduma girmişim, güzel güzel sektiriyorum baktım kalabalık dağılmaya başladı, çocuk bir hışımla aldı elimden topu, siktir oldu gitti sonra. bazısı gülüştü, bişeyler söylediler bana anlamadım. galiba o gün öğrencilik kariyerimin ilk ve en sağlam küfürlerini yedim. bir süre sonra da baktım zaten maça başlamışlar. bensiz. güzel dışlanmışım o gün yalnız şimdi düşünüyorum da.

    olum o değil de dizde top mu sektirilirmiş amk? delimisiniz siz? top sektirme dediğin budur. yer ile sağ el arası. hem de tek el. ulan siz ne anlarsınız amk kekoları?

    işte öyle bir rezillik anım da vardı. kız gibi büyürsen böyle ileride hatırlayınca utanacağın anıların olur. yeter bu kadar. bunaldım. bende anı çok. aklıma geldikçe dizerim. rahatlıyor insan. hem eskiyi hatırlıyor, gözü doluyor. şu an dolmadı ama. gerçek söylüyorum. dolmadı.
  2. 1947
    üniversiteye başladığımdan beridir en büyük memleket hasretimi çekiyorum. en son şubat ayında gitmiştim, ilk defa bu kadar uzak kaldım.

    daraldım amk. evimi, evimin bahçesini özledim. ırmaktan gelen bok kokusunu bile özledim. yeni belediye başkanını internetten gördüm aynı johny sins'e benziyor amk. sikmese hemşehrilerimi. eski başkan 8 tane köprü yapmıştı, arkasından köprülü ahmet paşanın kayıp dölü diyorlardı. o bilmiyor tabi bunu. belki de biliyordur. çok da sikimde.

    annemin yemeklerini özledim. tam bu saat benim süt saatimdi. sütün yanında babamın köşem büfeden aldığı açık peynirden yemeyi çok seviyodum. gerçi babam da kapitalizmin tuzağına düşmüş amk en son gittiğimde süpermarket peyniri vardı buzdolabında. ismini vermiyim reklam olmasın.

    tereyağında biber salçalı yumurta yapardı annem. onunla büyüdüm ben. şimdi olsa ne götürürüm. yanında da bi sokum ekmek olacak ki aaah ah. banacaksın yağına cokur cokur, ağzına götürürken elinden dirseklerine akacak onun yağı.

    babamın arabasını yıkardım şimdi orda olsam. adam sosyalleşmem için bana böyle bir görev vermişti:

    + oğlum evde kös kös oturuyosun sabahtan akşama, ne biçim adamsın sen?
    - ya nabayım baba?
    + git arabayı yıka.

    direksiyona geçip, mal mal hareketler yapardım belki. küçükken bizim eski arabaya binip kendi kendime taksicilik oynardım. hayali müşteriler yapardım kendime. ulan ben de iyi malmışım ha. napayım be sözlük? tek çocuktum, üzerime çok düşülüyordu. doğru düzgün mahalle arkadaşım bile olmadı benim. tek büyüdüm.

    özlüyorum çok. evde olsam şimdi balkona geçer, bahçenin kokusunu çekerdim içime. bahçe dediğim de bildiğiniz balta girmemiş orman. dedem boş bulduğu yere ağaç dikiyor. dediğine göre sonradan değerlenecekmiş hep buralar. bi gelip görseniz hep dutluk. yok lan ne dutu? bissürü ağaç var. çamdı, erikdi, nardı var da var. dut da var. hatta muz bile var. tohumunu anamurdan özel getirttik. * ama vermiyo tabi. verse direk bizim termespordaki kenyalının önüne atacam. haybeye tesisleri işgal ediyor ibne. rüzgarın oğlu diye aldık, aygırın oğlu çıktı.

    temmuzda yanıma gelin lan. adres kolay zaten göt içi kadar ilçe. size pastırmalı terme pidesi yedireyim. mısır ekmeğiyle yoğurt yedireyim. ev büyükçe, bayramlarda kalabalık oluyo diye büyüttüydük zamanında. bence sığışırız.

    tatlı çekti canım sözlük. bak şu revaniler aynı anneminkilere benziyo:

    www.yemekkulturu.net/...

    finaller de başladı. malım ben biraz. öyle hemen anlayamıyorum. okulda toplanırız 6-7 arkadaş, konuya çalışırız, herkes anlar bi ben anlamam. babam der ki, "oğlum yaşıtlarından her zaman bir farkın olsun." al işte fark amk. bunu duysa uçan tekme atar gerçi bana. babam demişken, onu da özledim lan. küçükken omzunda gezdirirdi beni. lambaya felan dokunur sevinirdim.

    revanide kaldı aklım. yapacak bir şey yok. dur şu pazartesi günkü sınava bakayım biraz.
  3. 1948
    bugün saat sabaha karşı 5 gibi, ne yaptığımdan habersiz tuvalete gittim, ışık kimin umrunda amk, 3 saat sonra kalkcam zaten. neyse, tam çıkardım işemeye başladım ki suya girmiyo idrar amk. ses yok. e kapak da açık kapalı olsa sıçrama sesi gelirdi

    bizde kalan anneannem tuvalete girmiş. o da ışığı açmamış. zaten ufacık bi kadın gözükmüyor, üzerine süzdürmüşüm amk. kadın sabaha kadar duş aldı.

    ama benim bi suçum yok ki burada...
  4. 1949
    bu başlığa ciddi ciddi yazma sebebim hayatımda kimse kalmamış olması. birileriyle konuşmayınca kendinle konuşuyorsun ve sorunlardan kaçmak bir yere kadar mümkün oluyor. Çünkü sorunlar beyninin kestirme sokaklarına çok daha hakim ve her yerin her yere yürüme mesafesinde olduğu beyinde kaç kıvrım depar atacaksın? ya virajı alamayacaksın, ya köşeyi dönerken soruna çarpacaksın. ben o duvarlara çarpa çarpa mimar olma yolundayım. gün batsa ne olur, geceyi yapan mimar ben olayım. ne kadar kötü olduğumu anlaman için daha kaç kişiden alıntı yapayım?
    bana hep erkek gibi davrandılar. iyi ben bu kadar ithamla homofobik olmamışım dedim, ardından bir lezbiyenin tacizine uğradım. olayın sıcağıyla pek bir şey anlamadım da ardından başka kadınlardan gelen telefonlarla lezbiyenlerden korkar oldum, beni kimse rica ederim suçlamasın. bana erkek gibi davranmaya devam ettiler, ben yine erkekleri suçladım, babam dahil.
    bu gün yirmi dört yaşında fark ediyorum ki kendisini prenses sanmasına sebep olduğunuz kadınlar yapmış bana bunu. hayatta başıma ne geldiyse kadınlardan gelmiş. Bana kimse prenses muamelesi yapmadı diye bozuk attığımı sanmayın, ben buna bozulmam çünkü prenses olmadığımı biliyorum. ve erkek gibi haklıyken de haksızken de özür diliyorum. çünkü yaptığınız kadınlardan değilim ben. Mengeneye girmedim, kalıba uymadım, sonra da kabul görmedim.
    arkamdan konuşanlar artık yüzüme konuşuyor. duymamdan çekinmiyor. hatta bunu istiyorlar. eskiden canımı yakmaları hoşuma giderdi, baş edebilirdim. Yahu ben günde iki tane b12 ile zor ayakta duran bir kadınım artık. daha mı üstüme geleceksiniz? deli bir anımda kendimi kessem nasıl baş edeceksiniz hayatla? sizde vicdan mı var benimki laf.
    Velhasıl kelam, ben tükendim. beni mahvettiniz.
    yakışıksızım ve sebebi sizsiniz.
    • Size diyor azıcık anlayın sayın yaprak hanımın halinden
      tatlı gül
    • kimseye bir şey diyemediğimden buradan iç dökeyim dedim, bir nevi sanal seks. yorumunuz için teşekkürler yunow
    • Sanal seks çok kaba sanal duygu dökümü ya da sanal günlük karalama diyelim. Hayırlı cumalar.
    • bu gün pek incelikli laflarım yok, başka zaman telafisi için söz veriyorum
    • O zaman buyrun bakalım

      youtu.be/...
  5. 1950
    ben kızım.
    • Dişi robot.
    • hünsa sanıyorduk biz seni
    • yo defol.
    • keşke sadece kız olsan :D
    • defol.
  6. 1951
    babam yeni telefon aldı. rehberindeki numaraları sim kartına kaydetmediği için hepsi telefonda kaldı bu yüzden hepsini teker teker yeni telefona yazıyordum. bazılarının isimlerini kısaltarak yazmış, bir yandan onları da düzeltiyordum. sonra birden yanıma geldi ve ben bu işi yaparken başımda beni izlemeye başladı.
    sıra, bir öncekinin altında bulunan kişiye geldi.

    o adam babamın yakın arkadaşıydı ve geçen gün trafik kazasında vefat etti.

    rehbere kaydedip kaydetmemek arasında kalırken kaydetme kızım dedi.

    "onun numarasını kaydetme o öldü kızım."

    bu cümle can alıcı nokta oldu işte sözlük.
    sonra da gidip karşımdaki koltuğa oturdu ve halıyı izlemeye başladı. koskoca 55 yaşındaki adam bir anda 5 yaşındaki hüzünlü çocuğa dönüştü.
    hiçbir şey yapamadım sözlük. öylece baktım sadece.
  7. 1952
    ben seviyorum. hem, çok seviyorum. ama o da birini seviyor. yakışıklı ve kaslı birini.

    onu dedem de sever. ebem de sever. beni sevsene.
  8. 1953
    Eskiden beri ailemden öyle matah bir isteğim olmadı. Ne bileyim, oyuncak araba, bilgisayar ya da sınavlar için özel hoca. Ama gel gelelim ailem benden ev almamı ya da evlenmemi falan istiyor. Ben onlardan hiç böyle zor şeyler istememiştim. Bu adil değil.
    • 1954
      koreli sevgilimle mekana gittiğimizde ancak yarım porsiyon yiyebiliyor. tabakta kalanları ben sünnetliyorum. kendisi imanlı bir protestan olduğu için, ona da "afrika'daki çocukları düşündüğümden böyle yapıyorum" dedim. bir kez daha aşık olduğunu söyledi.
    • 1955
      bu entry hayatın acı gerçekleriyle yüzleştirir. moral bozar, üzer vesselam.

      yolda elini yana açmış baş parmağı yukarıda bir otostopçu görürsem mutlak suretle durur alırım, tabi tipi at hırsızına benzemiyorsa.

      bu sefer ki çok başka oldu içimi burktu be sözlük.

      son 8 aydır standardı hiç saptırmadan her pazar tiyatroya gidiyorum, yine bugün bu rutinimi gerçekleştirmek için saat 18.00 sularında dışarı çıktım, önceliğim tabi ki güzel bayanlarla gitmek ama bazen kafa dengi hemcinslerimle de gittiğim oluyor.. bu gün için tiyatro ekürimi bulmakta biraz geciktiğimden bu kez tek gidecektim.

      yolda dayanamadığım o baş parmağı ufak bir çocuğun kaldırdığını görünce hemen durdum.

      -abi migrosun oraya kadar gideceğim yol üstüyse bırakabilir misin?

      +tabi bırakırım genç adam atla bakalım.

      +adın ne senin?

      -Emircan

      +ben de ustume toprak atin yaş kaç bakim?

      -11 abi.

      + Aa bana bak bi sen. gözüne ne oldu senin?

      -Abi ben yetiştirme yurdunda kalıyorum, yurtta murat abiye 20tl borcum vardı ödeyemedim. bu gün beni sıkıştırıp parasını istedi ben de para yok deyince böyle oldu işte.

      +vay it vay.. peki ya bu saatte nereye gidiyosun?

      -migrosun orada oturan bir arkadaşım var ondan borç alıp borcumu ödeyeceğim.

      +oğlum borçla borç mu ödenirmiş. ona borcunu nasıl ödeyeceksin sonra?neyse..en son ne zaman yurda dönmen gerek?

      -akşam 22.00 gibi abi nöbetci eğitmenden izin aldım.

      +tamam çok güzel akşam ben seni yurda bırakıcam tekrar beraber takılalım diyorum ne dersin Emircan.

      -abi parayı almam gerek..

      +tamam kardeşim ben vericem parayı onu dert etme. sahi neden aldın sen bu parayı murat denen yavşaktan.

      -abi bak bu ayağımdaki kinetix kramponları murat abi giyiyordu daha önce, şimdi ayağına olmuyormuş bizde büyüklerden alıp kullanıyoruz başka birine vermemesi için ona 20 tl vereceğimi söylemiştim, o da bana verdi ama ben parayı buluşturup veremedim.

      +güzelmiş ayakkabıların.. hiç tiyatroya gittin mi daha önce?

      -bütün yurt gitmiştik 2 sene önce neden ki abi

      +ben şimdi tiyatroya gidiyorum ee bu akşam beraber takılcaz ya sen de geliyosun..

      arkadaşlar çocuğun sağ gözü şişmiş gözü görünmüyor ufacık kalmış, belli ki olay daha çok yeni morluklar daha oluşmamış..

      emircan kardeşimle tiyatroya gittik balkondan en güzel yere oturup oyunumuzu izledik e malum böyle planlanmadığım için oyun pek ona göre değildi ama ben oyundan çok emircan'ı izledim.. gözlerinde ki ışıltıyı görmeniz lazımdı oyun boyunca iki elini çenesinin altında birleştirip ön koltuğa yaslanarak izledi. gerçekten çok etkilendim bir yandan da ağlamamak için kendimi zor tuttum.

      kış günü üzerinde incecik bir eşofman üstüyle apar topar kendini atmış dışarı, söylediğine göre kalın bir montu varmış ama çok çirkin olduğu için kullanmak istemiyormuş..

      oyun bittiğinde saat 21.00 a geliyordu..

      +dostum ben çok acıktım muhtemelen sende acıkmışsındır bir şeyler yiyelim ne dersin?

      -abi bilmem ki.

      +tamam bu çok acıktım demek yolumuzun üstünde bir avm var orda bolca da seçenek var istediğimizi yeriz.

      ben onun ufak bir çocuk olduğunu unutup kebapçıya doğru yönelirken gözünün sırasıyla dizili fast food zincirlerine takıldığını farkettikten sonra.

      + istersen hamburger yiyelim ?

      -çok iyi olur abi geçen sene bir keresinde yurda ziyaret yapan bir teyze mc donalstan tüm arkadaşlara sipariş vermişti o zaman çok hoşuma gitti hatta iki tane hamburger yedim ama adını bilmiyorum kaç çeşit var ki abi sen biliyormusun?

      +çeşit fazla adını biliyor olsan keşke ama ben sana güzel bir şey sipariş ederim şimdi.

      incecik vücuduyla iki hamburger yiyebildiyse gerçekten çok sevmiş olmalı diye düşündüm.. tıka basa yiyelim ulan moduna geçtim.. birer super boy big mac menü ve birer de tek double köfte burger hamburgeri sipariş ettik.. ben hepsini bitirdim bütün hayvanlığımla, o bitiremedi ama en azından tıka basa doyduğuna ikna oldum bu beni mutlu etti..

      yemek faslımız bittikten sonra yurdun kapısına kadar götürdüm emircan arkadaşımı. kücücük yaşta hayatın sillesini yemiş güçlü bir çocuk o.. cebimde ki bütün nakit param olan 280TL yi de verdim ona.

      -abi ilk defa bu kadar param oluyor çok teşekkür ederim ama saklayamazsam alırlar bunu benden.

      +sıkı sahip ol parana dostum, hepsini bir anda harcamaya kalkarsan paran olduğunu anlarlar bir şeylere ihtiyacın oldukça al ufak ufak.. cebinden çıkarma madem öyle bir korkun var çorabına sok bi şey yap.. bak bu kartvizitte benim cep telefon numaram yazıyor ne zaman istersen arayabilirsin. yurtta ankesörlü telefon var mı?

      -var abi ararım.

      +kartımı kaybetme sakın defterine bi yere de yaz numaramı, hatta ezberle başın sıkıştığında ben varım bundan sonra tamam mı?

      -tamam abi çok teşekkür ederim..bugün benim en güzel gecem oldu.

      dedi ve indi arabadan.. bi 100 metre ilerde arabayı sağa çekip 10 dakika hüngür hüngür ağladım.. eşek gibi adamı ağlattı kücücük bir velet..

      eve geldim önce şükrettim halime, sahip olduğum şeylerin farkına vardım.. anne, baba sıcak bi yuva en basitinden kendime ait başımı sokabildiğim bir ev. bayılarak yapmasam da bir işim var ona da şükrettim hemde ilk kez.

      -

    • 1956
      Sevgilim Scottish fold diye bi kedi istiyor.

      kedinin 2 bin tele olduğuna mı şaşırayım sevgilim olduğuna mı amk...
    • 1957
      Bunu buraya yazmalı mıyım bilmiyorum ama zaten uyuyamıyorum da. Bu başlığa ilk defa bir şey yazacağım, neyse. Bu akşam balkonda proje yazarken alt komşumuz seslendi "annem hastalandı bi gel nolur" diye. hemen gittim ama teyzenin nabzı atmıyordu. Banyoda yere yığılmış kalmış, İlkyardım yaptık ambulans gelene kadar ama fayda etmedi. Teknisyenler müdahale ederken yardım ettim elimden geldiğince, Bi 45 dakika kadar sürekli müdahale ettik hiç durmadan. Nabzı hiç gelmedi, hiç cevap vermedi. Sadece verilen adrenalin yüzünden yalancı kalp atışları vardı ekranda. Nabzı atsa da kızına yaşıyor diyebilsem diye öyle bekledim, olmadı. Vefatı kesinleşince yüzünü örttüm. Torununu aradım, yalan söyledim, korkmasın diye. Korkma abi bi şey yok da rahatsızlandı izin alabilirsen gel, dedim. Oysaki az önce çenesini ben bağlamıştım, bunları yutmak zorundaydım. Ölüm haberi almaktan daha zoru belki de haberini veren olmak. Boğazında düğüm olup kalıyor her şey. Bütün bunlar olurken ben hep kendi kaybettiklerimi düşündüm işte. Sevdiklerimi, elimden kayıp gidenleri, öylece giderken hiçbir şey yapamadığım dedemi, dayımı, arkadaşımı. Nicelerini. Ölüm geldiğinde Kimseyi ölümden kurtaramıyor olmanın çaresizliğini. Küçükken çok korkardım ölüden, ölümden. şimdi ne kadar duyarsızlaştığımı fark ettim. Canımı yaktı bu biraz. Ölümün soğukluğu gitmiyor insanın ellerinden. Haberini duyanın gözlerindeki donukluk silinmiyor hafızadan. Çok şey söylemek istiyorum belki ama kelimeler karman çorman oluyor. Konuyu bir yere bağlamak gibi bi istek yok içimde. Şu an sadece içimi dökmek istedim. Şu dünya kimseyi sevdiklerinden ayırmasın isterdim.
      • Allah rahmet eylesin, başınız sağolsun. :( son cümlelerindeki duyguyu ben de yaşıyorum.
      • Çok acı bir durum geçmiş olsun sana
      • Teşekkür ederim.
    • 1958
      artık insanların yersiz tavırlarına tahammül edemiyorum. zerre göz yumacak halim kalmadı.
      bir süre önce düşük yaptım. bedenen paralanmış ruhen parçalanmış bir halde eve dönerken apartman girişinde karşılaştığım alt komşu ise geçmiş olsun demek yerine amaan keşke biz de anamızın karnında ölseydik demeyi tercih etti. ben de kalan son enerjimi buna cevap vermek için harcamak istemediğimden cevap vermeden sürüne sürüne eve çıktım. başka zaman olsa tüm gücümle bu cümleyle savaşırdım fakat duyduğumdan bile şüphe edecek kadar güçsüzdüm haliyle o an. daha bugün fark ettim ki kadın bana küsmüş. tesadüfen öğrendim ve şu an çıldırıyorum. bu nasıl bir kendini bilmezlik ya hu?!
    • 1959
      Hayat zor...
      • Hayır budur =)
      • Amk ya kdjdkslsld
      • GOL GELDİ.
      • hayırlı uğurlu olsun. allah iyi günlerde kullanmayı nasip etsin. kazasız belasız inş.
      • çok duygulandım. :'')) acayip anlamlı bir 1000000.
    • 1960
      bir başlık upladığımda ya da açtığımda kimse yazmadıysa hüzünlü bir şekilde sol frameden inişini seyrediyorum.
      yenile butonunun yanı her doluşunca hevesle açıyor, başlık yukarı gelmediyse aşağılara inip nereye gitti diye tespit ediyorum. ikinci sayfaya geçmesin diye "ya yazsanız bee" diye nara ata ata ağlıyorum. bir saat falan da entry giremiyorum etkisinden çıkıp. *
    • 1961
      bugün memlekete dönünce babama dedim 'baba mezun oldum artık mühendis bir oğlun var.'

      babam önce bir tebessüm etti, henüz kesmediği sakallarını eliyle şöyle bir sıvazladı, yaklaşıp alnıma bir öpücük kondurduktan sonra aniden ciddileşerek aynen şu cümleyi sarf etti:

      "ben de kaç gündür seni bekliyorum oğlum, yarın erken kalk da beraber bahçeye hayvan gübresi atmaya gidelim."

      tamam dedim. gideriz.

      yazı değerlendirmek lazım.
    • 1962
      artık çok yoruldum. hayat yordu beni. 29 yıl nasıl geçti bilmiyorum ama geriye dönüp baktıkça hüzünlenmemek elde değil. var ya o şarkı nasıl geçti habersiz o güzelim yıllarım. aynen öle geçiyor. çabucak. o süre zarfında bi çok insanın ahını aldım. doğru. ama hiç birini isteyerek yapmadım.

      belkide ondan hala mutlu değilim. karma mıdır ne sikimdir. olabilir.

      hayatıma dolaylı yoldan dahil olan bazı orospu çocukları canımı çok sıkıyor.

      neyse diyeceğim o değil diyeceğim şu: 29 yıl dile kolay. insan değişik bir psikoza giriyor. bide hala geleceğime dair hiç bişey yokken bu kadar karamsar olmamak elde değil.

      hani söz verirsin ya kendine şu yaşa geldiğimde şunları yapmış olacağım diye. ama hayat sen planlar yaparken başına gelen şeylerden ibarettir. öle değil mi ? bu saçma, klasik ve sikindirik cümle ne kadar da basit açıklıyor herşeyi. bulduğunuz cümleyi sikim.

      sen hayatın sana getirdiği sorumluluklardan kaçmak isterken daha çok yük biniyor omuzlarına.

      buna bende sebep olmuş olabilirim. çünkü izim verdim sanırım. ama bu kadar acımasız olacağını tahmin etmedim hiç.

      aslında bu yazdıklarıma itiraftan çok bir iç hesaplaşma da diyebiliriz.

      her sabah aynaya bakıp kendime küfür etmekten yoruldum. başkalarının düşüncelerini önemsemekten yoruldum.

      en önemlisi mutluluğu aramaktan... öle bişey var mı onu da bilmiyorum. artık yazamıyorum bile adını.

      çok bişey istememiştim halbuki.

      paradan bahsetmiyorum. daha derin anlatmak isteyip de kelimeleri birbirine uyduramadım. uymadılar amına koduklarım.

      yine beceremedim işte.

      bazen sadece bi yere gidip infilak etmek istiyorum avazım çıktığı kadar.

      29 yılda yaşadığım ne varsa asla pişman olmadım. keşkelerim oldu elbet ama ondan öteye gidemedi her zamanki gibi.

      sölediklerimi yapmak için hala 1 senem var ama değişen bişey olmayacağından adım gibi eminim.

      yapacak bişey yok sanırım. hayat bizle taşşak geçerken onu ciddiye almam beklenemez.

      konuyu çok dağıttım yine. ne demişler bırak dağınık kalsın...

      saygılarımla elveda 29 yıl...
    • 1963
      Lisede asik oldugum kizla nisanliyim artik. Tesekkurler.
      • Tebrikler allah mesut etsin
    • 1964
      Ömrümüzün en güzel, en verimli yıllarını ota boka cv yollayıp iş arayarak, ağzından burnundan ego fışkıran şirket patronlarıyla, müdürlerle muhatap olarak, robottan farksız insan kaynakları çalışanlarıyla garip muhabbetlere girerek geçirmek inanılmaz keyifliymiş. Hepsinin en derin duygularımla anasını avradını sikeyim.
    • 1965
      bugün nöbet tesliminden önce ibrahim amcam, "hiÇkimseyi memnun etmeye Çalışma ama herkesin hakkını ver." dedi. sonra kapıdan Çıkarken geri döndü, "evlilikte de böyle olmalı." dedi.

      tüm beynimde yankılandı sözleri. o kadar haklı ki, hele ekim ayından beri Çabaladığım şeyleri düşününce kendime Çok kızdım.

      neyse bir kere gitti, yine gider. o zaman amcamı dinlerim.
    • 1966
      Şuan maalesef ki hayatımda olan uzatmalı sevgilimden önce bir tane sevgilim oldu. Yani eski sevgilim diyebileceğim yalnızca bir erkek var. Eski olmasının nedenini tahmin etmek zor olmasa gerek "boynuzlandım". Dört yılın sonunda alnım kaşılanıyor derken bir baktım ki kayacağı kız karşımda. Neyse bitti gitti. Unutulur gider herşey. Hayatıma şimdiki uzatmalı malum şahıs girdi. Uzatmalı diyorum çünkü uzatmalardayız.

      Kolay kolay kimseyi hayatıma almam ben sevgili olarak derler ya, hah onlardanım. Eğlenilecek-evlenilecek mantığı kurarak alıyorum. Savunma mekanizması; kalbini açıyorsun sonuçta.

      İlk sevgilim benden iki yaş küçük olduğu için, ergen büyütmesi zormuş diyerek ciddi anlamda 30 yaş hastalığı oluştu bende. Sapyoseksüellik neyse aha o yaşta o. Sanki o yaşta olan herkes zeki aq. Mallık işte. Neyse uzatmalı sevgilimle tanıştık ettik. İlişki ciddi temeller üzerine inşa edildi. Onu yapma, bunu yapma cart curt. Eyvallah etmediğim bi götümdeki don kaldı. Onu da hayatından çıkar diyecek diye korktum ki dedi. Bebek donu giy onlar kıçını başını belli etmez dedi. Hani seviyeyi siz düşünün. Dedim ki; ilk ilişkimde hata ettim demek ki ondan aldatıldım. Bu sefer sende olgun ol, insanlar evlenince hep böyle oluyor. (Kendimi kandırmışım.) gün oldu devran döndü, şimdi ettiğim iki kelam laftan azar yiyp hakaretlere uğruyorum. Bir kadın olarak bunları yaşamayı geçtim bir adamın bunları bir kadına yaşatması...

      Hep dayandım, çok sabırlıyım inanın ki. Ne göktekine isyan ettim bu zamana kadar ne de başkasına. Elbet düzelir, hata bendedir dedim. Dedim ya gün olur devran döner diye, şimdi yanımda ne bir dostum var ne bir arkadaşım. Yalnızım. Ha evet temizlendim herşeyden bu da hoş. Fakat derdimi dinleyecek kimsem yok. Zannettim ki bu adam bana yetecek, beni hep koruyacak... Şimdi günde iki kere ararsa kafi. Nedeni sevgisinin eksikliği falan da değil. Adam ruh hastası. Paranoyak. Laf olsun diye edilenlerden değil, gerçeklerinden. Konuşmaya korkuyorum, belki kızar diye.

      Berbat hastane günlerimden birini daha geçirdim. Bir günü daha ölüme yaklaşarak geride bıraktık ailecek. Gene dayandım, gene ağlamadım, gene tuttum kendimi. Her zaman ki esprilerden yaptım, hemşirelerle şakalaştım, babamı güldürdüm. Saçları dökülen minik bir kıza yastıktan saç yaptım. Bugünü de atlattım. Dedim ki günün başında kendime: sakın bozma moralini, sakın ağlama. Üzme kimseyi. Eve gidince sevgilin telefonda seni sakinleştirir.
      Daha ne olduğunu bile sormadan anlamadığım bir nedenden dolayı hakaretler yedim gene.

      Oturdum tek başıma evimde şaşkın şaşkın hangi halime ağlasam diye yazıyorum. Ağlayarak yazıyorum ama neye ya da hangisine ağladığımı da bilemiyorum. Canım o kadar yanmış ki artık... vücudum hep güçlü olmak için o kadar çok gülmüşki, canımı fiziksel açıdan bile acıtan birşey bu.

      Bana diyorsunuz ki, neden bitirmiyorsun?
      Bu zamana kadar kimseye hayır diyemedim. Bir buçuk senedir, her fırsatta: " seni kaybedersem, hayatım altüst olur, siktirip giderim" dediği için, ben 30 yaşında bir adamın hayatını zora sokacak birşey yapamam. O benim canımı acıtırken, ben acıtamam. İlişkimizi bilen herkes acıyarak bana baksa da ben hala düzelir diyorum, işin garip tarafı da bu. Sevgi desen öldü gitti. Canlanmasını bekliyorum.

      En kötüsü de siz beni tanımazken, o benim en saf halimle görüp biliyor. En büyük sorunlarımı, en büyük korkularımı, en büyük acılarımı. Ve bunları bilip bana arkasını dönüyor.

      Sanırım aldığım sonuçlardan dolayı bugün bu kadar hassasım, yıkılacak haldeyim. Belki de ilk defa taşak muhabbeti yapmadan size içimi döküyorum.
      Evet utanıyorum. Alışkın değilim. Hayatımın görünen buz tarafı. Neresinden tutsam ucu boklu değnek.

      Peki 21 yaşında bu kadar Hayatımdan kayıp verecek ne yaşatmış olabilirim tanrıya da bana bunları yaşatıyor?
      Kısa bir zaman sonra gene bir can alacak benden, bu sefer dayanabilir miyim? Yoksa ipin ucu iyice kopar mı bilmiyorum.

      Evet benim artık herhangi bir kimyasala uzanma vaktim çoktan gelmiş.
    • 1967
      dün gece yaşadığım bir garip olay.

      bundan bir kaç ay önce connected2.me tanışıp numarasını aldığım bir hatun vardı. bu hatuna bu iki aylık süreçte bir kaç sefer dışarı çıkıp bir şeyler içmeyi teklif etsem de çeşitli bahanelerle reddetti bende üstelemedim.

      neyse 3-4 gün önce şaşırtıcı bir şekilde yazdı. kahve teklifi hala geçerli mi dedi. tabi dedim. zaten yokluktayım bu ara canıma minnet aq. ne yapalım bu tarafta mı takılalım barlara mı gidelim dedim. barlar dedi. oyss en sevdiğim.

      çıktık. kız muazzam. insan fotojenik olmaz anlarımda resimdekinden nasıl güzel olur bu kızda gördüm. 1.65 minyon bıcır bıcır bir şey. o eskişehir soğunda bir de v yaka giymiş meme üstü dövmesi sol topuğumdan vurdu beni. kızın konuşması da gayet hoş sempatik bir şey. anlatıyor güldürüyor falan. #565408 şurda bahsedilen hatun. ingilizce öğretmenliğinde.

      neyse ilk buluşma gayet hoş atlattık. ertesi gün bu aradı hadi çıkalım diye çıktık kahve falan. o gün de öyle geçti.

      3. gün yani dün.

      akşam 9 gibi aradım. ses geliyor dışarıda anladım. dedim soğan halkası yapıyorum gel yiyelim. ( soğan halkası muhabbeti geçmişti) dedi dışardayım. ama bitince gelebilirim. çok geç olmaz mı dedim. evet olur aparta giremem sende kalmam gerekecek dedi. içimde kopan coşkuyu bastırarak gayet cool bir şekilde tamam kalırsın sorun değil işin bitince ara dedim kapadım.


      11 bucuk gibi aradı. tramvay durağındayım al beni dedi. gittim aldım. geçtik evet sohbet muhabbet gayet koyu. soğan halkası bile yalan oldu. o ara pc'de sözlük açık kalmış ben içerdeydim. pilavlıdan fındıkfıstıka köfte falan bir şeyler yazmış. köfte ne alaka lan dedim ne biliyim nicki görünce o geldi aklıma dedi. hee falan dedim geçiştirdim.

      böyle goy goyla saati 2 yaptık. dedim açalım bir film izleyelim. olur dedi. koltuğa doğru yöneliyordu dedim ben yan odaya kurdum orda izleyelim. kurduğum şeyde 2 tane tek kişilik yatağı birleştirmek. neyse kız hiç garipsemeden direk girdi yatağa bende filmi kurdum karşımıza, sokuldum dibine.film de the life od david gale.


      ulan filmi açtık ben bi 5 dk sonra farkettim ki bu filmi izlemişim. dedim ben izledim bunu heralde. aa harbi mi falan yaptı. evet dedim. o zaman boşver kapa zevki çıkmaz dedi. iyi dedim kapadım. kapamamla yanıma sokulup sarılması bir oldu.


      o anki pozisyonumuz ben yatıyorum o sol kolumun altında belime sarılmış bi şekilde. kafası burnumun dibinde saçının bir kokusu var amk uyuşturucu etki yapıyor öyle güzel. yani şeklimiz tam olarak biraz sohbet mütakibinde seks yatışı.

      o ara sessizlik falan oldu tabi utanma da var biraz. bu aldı benim telefonla oynamaya başladı. instagramda geziyor. bir kız gösterdi güzelmiş dedi. o kızda zamanında bana yazmıştı instagramdan. amk alevi dedim fırsat bu fırsat anlat ortamın olsun.

      i.hizliresim.com/... şu mesajı gösterdim. dedim bak neler yapmış benimle konuşmak için. ben götüm tavan bir şekilde övgü beklerken kız bir an durakladı. batuhan t. hangi batuhan t. dedi. dedim benim yakın arkadaş ya gösteriyim yakışıklı çocuktur. açtım gösterdim. kız kafasını kaldırdı. alevi bu benim eski sevgilim dedi.

      ben şok aq. şok şok şok. nasıl lan dedim. dedi biz daha yeni ayrıldık.şaka yapıyorsun dimi dedim. açtı mesajları gösterdi. seni seviyorumlar bende seniler havada uçuşuyor aq sadece seks falan da değil.

      bahtımı sikiyim dedim. kız bir toparlandı belimi bıraktı göğsümden kalktı. dedi ne kadar yakınsınız. dedim en son yazın gördüm ama yakınız yani. ki dediğimden de yakınız aq seviyorum da çocuğu. ev lazım olur veririm derdim olur anlatırım öyle bir tip.


      aldım kızın elinden telefonu mesajlarını okuyorum. bir çıkış yolu arıyorum ama yok aq. adamlar büyük aşk yaşamış biteli de daha 3-4 gün olmuş kız batuyu bitirip bana yazmış.

      baktı gözümün içine ağlamaklı yapamam alevi ben dedi. dedim haklısın.

      kalktı yan odada kanepeye yöneliyordu dedim yat aq ben geçerim. aldım yorganı geçtim kanepeye. kız arkamdan kusura bakma falan diyo ben dinlemiyorum tabi. 11 gibi kalktım baktım başımda. gidiyorum ben dedi. istersen kahvaltı yap dedim. yok gidiyim dedi. iyi dedim gitti. giderken de son lafı lütfen batuhana anlatma.

      anlatmam dedim aq anlatmam.

      biraz öncede farkettim ki watsaptan engellemiş.

      bu da böyle bir kaybediş.







    • 1968
      10. sınıftayken sarı saçlı bir kıza senden hoşlanıyorum demiştim, hoşlan demişti, tamam deyip çekip gitmiştim. çok hızlıydım o zamanlar...
    • 1969
      dün öğlen saatlerinden beri ölü gibiyim. ne yediğim içtiğimden ne uykumdan ne başka bir şeyden zevk alıyorum. zaten 4 saat falan uyudum dün gece. ve bugün çok yorulmama rağmen çok kısa süre uyudum eve gelince.

      üniversite hayatım boyunca her dönem bütünlemelerim oldu, alttan derslerim falan oldu ama hiçbir zaman okulu uzatma gibi bir ihtimali göz önüne getirmedim. ilk iki sene büte kalırdım ama bütte geçerdim dersleri. yatay geçişten sonra çok zorlandım. orada büte kaldığınız zaman %90 geçiyordunuz. burada baktım ki durum tam tersi. büte kaldıysan bütte de kalıyorsun. yine de fena atlatmadım. geçen seneden toplam 3 dersim kaldı bu seneye. bu sene dönem dersleriyle birlikte alttan olan 2 dersimi de sorunsuz verdim. bok gibi bir sene geçirdim. haftanın 4 günü üniversiteye, 3 günü dershaneye gittim. bunun yanında üniversiteye gittiğim günlerden birinin yarısında staja gittim. staj için her hafta hazırlık yapıp rapor yazdım. dershane o 3 günümün tamamını alıyordu zaten. evden kampüse gidip gelmem 2 saatimi alıyor. yani tüm senem dershanede, kampüste, yollarda falan geçti. dershaneye gittim ama evde hiç çalışamadığım için kpss'ye çalışamadım. evde kalan kısa zamanımı üniversite derslerine harcadım. ha yine de iyi değerlendiremedim zamanımı. sözlükte falan çok vakit geçirdim ara sıra. sonra öylesine girdiğim ales'ten 90 puan geldi, yine ümitsiz girdiğim kpss'den 82 puan geldi. bok gibi bir sene geçirdim ama sonu güzel oluyor herhalde dedim. dedim de...

      şu alttan olan derslerimden birinin finaline çalışamadım, yapamadım ve bütünlemeye kaldım. zaten final sınavı başladıktan dakikalar sonra anlamıştım büte kaldığımı. zoruma gitmedi o yüzden. yalnız hafiften tırsmaya başladım. son sınıfım sonuçta. seneye alma şansım yok. okul uzayacak ciddi ciddi. daha önce hiç bu kadar ciddi gelmemişti. bütünlemeye çalıştım. sınav da beklediğimden kolay geldi. yaptım. hoca çok insafsız davranmazsa geçerim diyordum. hoca sınavı hemen sonraki gün açıklandı. işte o notu gördüğümden beri kendimde değilim. 1 puanla kaldım. 1 puan ya. tek 1 puan. inanamıyorum. ve biz bütünleme sınavından sonra hocayla konuşmaya gittik benim gibi tek bir dersi kalan arkadaşlarla. durumumuzu izah ettik. ben elimden geleni yapacağım falan dedi. 5-10 puan eksik olduğunda ben tamamlıyorum dedi. ve beni 1 puanla bıraktı. inanamıyorum. hâlâ düşününce elim ayağım titriyor. beynim durdu. düşünemiyorum. yarın mezuniyet törenim var ama bir gram istek yok içimde. tek bir sınava kaldı kaderim. ve o sınavın barajı daha yüksek. bütünlemede beni 1 puanla bırakan insan tek ders sınavında o notu verir mi bilmiyorum. ve şöyle bir şey var ki neredeyse 3 hafta sonra (tek ders sınavından 1 hafta sonra) öğretmenlik alan bilgisi sınavım var. benim yemeden içmeden ona çalışmam gerekiyor. hatta bu dersin bütünlemesinden çıkıp kütüphaneye test çözmeye gittim ben. bugün hocayla görüşmek için 5 kez ayrı saatlerde odasına gittim. dershanem ve mezuniyet provam vardı. aralarda kaçıp kaçıp odasına gittim. 17 kilometre yol yürümüşsün yazıyor telefonumda. 4 saat uyudum ve oruçluydum. güneşte yürüdüğüm için şu an suratım kıpkırmızı. ve her gittiğimde hocanın kapısı kilitliydi. konuşsam da fayda etmeyecek ama konuşmazsam içimde kalacak. şimdi millet yarın ne giysem diye düşünürken ben hocayı nasıl yakalarım da konuşurum diye düşünüyorum. ales puanımı, kpss puanımı, yatay geçişle geldiğimi, her şeyi söylemek istiyorum sözlük. bir şey değişmeyecek ama söylemek istiyorum.

      şimdi ben tek ders sınavından da kalırsam nasıl kaldıracağım bunu ya? bu sene yollarda geçen zamanımı, dershaneye harcadığım parayı, güneşte yürümekten oluşan amele yanıklarımı, ales'ten aldığım o puana rağmen yüksek lisansa başvuramamış olmamı düşünüp nasıl kahrolmayacağım? ben atanamasam bile ücretli öğretmenlik, özel okul falan diyordum. mezun olamamak demek bunların hepsinin yatmsası demek. ben 4 sene öğrenim kredimle geçinmeye çalıştım aileme yük olmamak için. hiçbir gelirim olmadan nasıl geçireceğim aylarımı? tek ders sınavına çalışacağım ama bu ders, bu hoca sadece çalışmakla geçilebilecek şeyler değil. bütünleme sınavında gerçekten yapabileceğimin en iyisini yaptım. ve şimdi tek ders sınavına çalışıp alan sınavını bırakmak demek atanma şansını kaybetmek demek. çok kritik bir dönemdeyim o sınav için. kafayı yiyeceğim ya. nasıl çıkacağım bu işin içinden? buraya yazmazsam rahatlamayacakmışım gibi hissediyorum. sizin elinizden bir şey gelmeyeceğini biliyorum ama dökmek istiyorum içim işte. affedin.
      • Reis bu birden karşıma çıktı hayırlısıyla bitti mi merak ettim
    • 1970
      o kadar aşığım ki, terör bölgesi olan bir yerde, nöbeti bırakıp girişi tamamiyle karla kaplı o ıssız, telefon açabileceğin tek yere gidiyorum.

      sesinden anladım birşeyler var. nedenini sordum söylemedi. ama çocukluğundan beri tanıyorum onu var birşeyler.

      koğuşa geri döndüm. usta askerlerden telefon rica ettim. daha iyisini yaptı. koca koğuşu boşalttı.

      noldu dedim. soğudum senden dedi. evlenmeyi düşündüğüm, birlikte büyüdüğüm kız iki kelimeyle terk etti beni. neden yok hiç bişey yok. nişan hazırlığı yaptığım kız terk etti beni. istediğini söyle bana dedi.

      vazgeçenin arkasından ne söylenebilir ki?

      hoşçakal dedim.

      5 ay sonra başkasıyla evlendi.

      neredeyse 10 yıl oldu.

      • ulan be. sol tarafımda bir ağrı başladı. geçiyor mu bu?