wolfgang borchert

  1. 1
    img571.imageshack.us/...

    genç yaşında askere alınmış, yaralanmış, düşünceleri yüzünden hapse atılmış, bir yıkım edebiyatı yazarı.
    yazdığı tek oyun olan -borchert'in hiçbir tiyatronun oynamak, hiçbir seyircinin izlemek istemediği bir oyun olarak tanımladığı- kapıların dışında'nın ilk gösterimine bir gün kala vefat etmiş.

    geriye de bunları bırakmış: *
    kapıların dışında *
    fener, gece ve yıldızlar *
    karahindiba
    bu salı
    ama fareler uyurlar gece
    üzgün sardunyalar
  2. görsel
    hipnoloji
    #23183 | 21/02/2013 22:50
  3. 2
    pek kimsenin bilmediği büyük insan. bazı insanlar, belirli dönemlerde insanlığa gerçeği göstermek ve herkesin görüp de ifade edemediği durumları yazmak, anlatmak için dünyaya gelirler ve görevleri bittiğinde de aramızdan ayrılırlar. işte wolfgang borchert bu insanlardan biriydi, nazizme, savaşa hayır dedi. üzerine gelen milyonlarca almama, ölüme, özgürlüğünden ayrı kalmasına rağmen dayandı ve hepsine ters gitti. fikirlerinden, özgür iradesinin ona zorla öğretilenlere karşı gelmesine müsaade etti.

    savaşın insanlar üzerindeki etkilerini çok iyi ifade eden tiyatro oyunları ve kısa hikayeler yazdı. bunlar arasında karahindiba hikayesi en ünlülerindendir. hapisteki bir insanın gözünde küçük bır çiçeğin bile ne denli hayat ve umut verici olabildiğini anlatır.


    en sarsıcı tiyatro eseri ise kapının dışında dır. bu oyun o zaman ki yolluklar nedeniyle ilk olarak radyo tiyatrosunda seslendirilmiştir. öyle ki, borchert bile kendi oyununu elektrik kesintisi nedeniyle dinleyememiştir.


    ertesi günü radyoya binlerce mektup yağmıştır. insanlar kızgındır, çünkü borchert savaşın yol açtığı yokluğu, acıyı ve ölümü çok iyi ifade etmiş insanların canını yakmıştır.


    bir diğer eseri ise " hayır de manıfestosu " dur. bu eserinde savaşa tüm insanlığın hayır demesi gerektiğini savunmuş ve çok etkili cümleler kullanmıştır. kanımca insanlığa kattığı en önemli eseridir. bugün hamburg da bir yazıtta bulunmaktadır.


    1947de bir hastanede, savaş sırasında yaralanarak kaptığı salgın hastalıktan dolayı hayatını kaybeder.
  4. görsel
    ğ
    #122239 | 15/08/2013 21:19
  5. 3
    Beni das Brot (Ekmek), die Küchenuhr (Mutfak saati) ve özellikle Sag NEIN! (Hayır de!) eserleriyle derinden etkilemiş, Trümmerliteratür (bkz: Yıkım Edebiyatı) dalının en önemli temsilcilerinden birisidir.

    Sag NEIN! (Çev. Rahman Hayrdar)(u: www.yersizyurtsuz.com/... )
    Sen. Makine başındaki adam ve atölyedeki. Sana yarın su boruları ve vanalar yerine
    çelik miğferler ve makineli tüfekler yapmanı emrederlerse, yapılacak bir tek şey var:
    HAYIR de!...

    Sen. Tezgahı ardındaki kız ve bürodaki kız. Sana yarın bomba doldurmanı ve keskin
    nişancı tüfekler için hedef dürbünleri monte etmeni emrederlerse,
    yapacağın bir tek şey var:
    HAYIR de!...

    Sen. Fabrika sahibi. Sana yarın pudra ve kakao yerine barut satmanı emrederlerse,
    yapacağın bir tek şey var:
    HAYIR de!...

    Sen. Laboratuardaki araştırmacı. Sana yarın eski yaşama karşı yeni bir ölüm icat
    etmeni emrederlerse, yapacağın bir tek şey var:
    HAYIR de!...

    Sen. Odasındaki ozan. Sana yarın aşk şarkıları yerine nefret şarkıları söylemeni emrederlerse,
    yapacağın bir tek şey var:
    HAYIR de!...

    Sen. Hastası başındaki doktor. Sana yarın savaşa adam yazmanı emrederlerse,
    yapacağın bir tek şey var:
    HAYIR de!...

    Sen. Kürsüdeki din adamı. Sana yarın savaşa dair kutsal sözler söylemeni emrederlerse,
    yapacağın bir tek şey var:
    HAYIR de!...

    Sen. Vapurdaki kaptan. Sana yarın buğday yerine top ve tank taşımanı emrederlerse,
    yapacağın bir tek şey var:
    HAYIR de!...

    Sen. Havaalanındaki pilot. Sana yarın kentler üzerine bomba ve fosfor yağdırmanı emrederlerse,
    yapacağın bir tek şey var:
    HAYIR de!...

    Sen. Dikiş masası başındaki terzi. Sana yarın üniformalar dikmeni emrederlerse, yapacağın bir tek şey var:
    HAYIR de!...

    Sen. Cübbesi içindeki yargıç. Sana yarın savaş mahkemesine gitmeni emrederlerse, yapacağın bir tek şey var:
    HAYIR de!...

    Sen. İstasyondaki adam. Sana yarın cephane treni ve kıt'a nakli için kalkış sinyali vermeni emrederlerse,
    yapacağın bir tek şey var:
    HAYIR de!...

    Sen. Kentin varoşlarındaki adam. Sana yarın gelir de siper kazmanı emrederlerse, yapacağın bir tek şey var:
    HAYIR de!...

    Sen. Normandiya'daki ana ve Ukranya'daki, sen Frisko ve Londra'daki ana. Sen Hoangho ve Missisippi' deki
    ve Hamburg ve Kore ve Oslo'daki ana., bütün toprak parçaları üzerindeki analar, dünyadaki analar, sizden
    yarın yeni kırgınlar için hemşireler ve çocuklar doğurmanızı isterlerse, dünyadaki analar, yapacağınız bir tek şey var:
    HAYIR deyin!... Analar, HAYIR deyin!...

    Çünkü eğer hayır demezseniz, eğer hayır demezseniz analar, sonra, sonra:

    Gürültülü vapur dumanlarıyla yüklü liman kentlerinde büyük gemiler inildiye inildiye sessizleşecek, dev mamut
    kadavraları gibi su üstünde ölgün ve hantal, su yosunu, deniz bitkileri ve midye kabuklarıyla kaplı, önceleri
    öyle ipildeyip çınlayan gövdesi mezarlık ve çürümüş balık kokusuyla yüklü, yıpranmış, hasta ve ölü gövdesi
    rıhtım duvarlarına karşı, ölü ve yalnız rıhtım duvarlarına karşı yalpalanacak.

    Tramvaylar beyinsiz, ışıltısız, cam gözlü kafesler gibi yamru yumru olacak. Çürümüş hangarların arkasında, büyük
    çukurlar açılmış yitik caddelerde raylar öylece duracak.

    Çamur grisi, pelteleşmiş, kurşuni bir sessizlik dönenecek ortalığı, her şeyi unutarak, büyüyecek okullarda ve üniversitelerde
    ve tiyatro salonlarında büyüyecek, stadyumlarda ve çocuk parklarında, korkunç ve hırslı kesintisiz bir sessizlik büyüyecek.

    Güneşli taze bağlar yıkık yamaçlarda çürüyecek, kuraklaşan toprakta kuruyacak, pirinç ve patates ekilmeyen tarlalarda
    donacak ve sığırlar katılaşmış bacaklarını devrilmiş iskemleler gibi dikecek gökyüzüne.

    Enstitülerde büyük doktorların dahi buluşları asitlenecek, çürüyüp, mantarsı küfle kaplanacak.

    Mutfaklarda, hücre odalarda ve kilerlerde, soğuk hava depolarında ve ambarlarda son torba un, son kase çilek, kabak
    ve diğerleri bozulup gidecek, ekmek ters çevrilmiş masaların altında, parça parça olmuş tabakların üstünde yemyeşil kesilecek,
    ortalığa yayılan yağ arap sabunu gibi kokacak, tarlalarda buğday paslanmış karasabanların yanına düşüp kalacak, yok edilmiş
    bir ordu gibi ve tüten tuğla bacalar, demirci ocakları ve yıkık fabrika bacaları sonsuz çimle kaplanarak ufalanacak, ufalanacak,
    ufalanacak.

    Sonra son insan dökülüp parçalanmış barsaklarıyla ve kirlenmiş ciğerleriyle zehir gibi kızaran güneşin altında yalnız ve yanıtsız
    ve yalpalayan yıldızların altında bir yanılgı gibi ordan oraya dolaşacak, o kocaman beton yığınları, tenha kentlerin soğuk putları
    ve gözden kaçması olanaksız toplu mezarlar arasında yalnız, son insan, kupkuru, delirmiş, allaha küfrederek, yakınarak o korkunç
    soruyu soracak : NEDEN? Bu ses bozkır derinliğinde yiterek duyulmaz bir hale gelecek, yıkıntılar üzerinde esecek, çatlaklar
    arasından akacak, bu ses, ibadethane enkazları içinde ve sığınaklara çarparak şaklayacak, kan birikintileri üzerine düşecek,
    duyulmayacak, yanıtlanmayacak, son insan-hayvanın son hayvanca bağırışı.

    Tüm bunlar olacak, yarın, yarın belki, belki hemen bu gece, belki bu gece, eğer-eğer-eğer siz.
    HAYIR demezseniz!...
  6. görsel
    Yıldız
    #1465605 | 18/07/2018 15:56
tümünü gör