radyo

versus yayınları

  1. 1
    *
    Pek de beğenilmemiş yayınevi.

    -- kendi tanımlamaları --
    "Güneşin altında yeni bir şey yok."
    İnsanlığın ilk yazılı metinlerinden bu yana söylenmemiş bir şey yok -ecce homo; hep aynı ve hep farklı!
    Kalıcı tek şey değişim belki de; değişim ve entropi - hep eksiliyoruz.
    Hiçlik; ortak yolculuğumuzun menzili. Güzergâh boyunca, yokluğa birlikte ilerlemek tek yaptığımız; kirleniyoruz yol boyu -arınma ve arındırmanın faşist yananlamlarıyla dolu tarih.
    Umutla kirleniyoruz, bu yüzden. Yazı da metalaştığından beri...

    (Eblehliği ve tüketmeyi seçişinin doruğunda, televizyonun, internetin, cep telefonunun ve bilumum ıvır zıvırın önünde secdeye yatıp kutlanan ve kutsanan hayatların ta ortasında duruyor bolca kan, bolca sömürü, açlık ve sefalet - şehvetle yalayıp yutuyorlar tüm cürufları; onlar ve biz...)

    Söylenecek ne kaldı insana dair? Edilmedik bir lanet, söylenmedik bir övgü? Bu dünyada ya da ötede, cehennemden ve cennetten başka hangi vaat avutabilir varoluşu?

    "Bu son kavgamızdır artık!" -insanlık tarihi boyunca kaç kez edildi bu laf ve kaç kez son olmadığı anlaşıldı!... Aynı yanılgıya iman ederek atmıyoruz muyuz her yeni güne adımımızı?

    İnsan adına, dökülen kan adına, açlık adına, sömürü adına, mülksüzlük adına, komün adına, dayanışma adına, yok olan buzullar adına, bitkiler ve hayvanlar adına, deniz adına, rüzgâr adına, ses ve sessizlik adına... bu gezegendeki hayatımızın -müsebbibi ve mağduru olduğumuz- bütün adaletsizlikleri adına...

    Belki bir avangard, bir öncü -öncülüğün de avangardın da ne mene bir şey olduğunu bilen biri; insan, kendi... Evrimin sapması, canlıların en dayanıksızı, ve en acımasızı, katil ve kurban insan, yeryüzünün lanetlisi.

    Ve şiddet. İlk silah çekileli, ilk kurşun sıkılalı çok oldu. Mülk ve iktidar sahiplerinin şiddeti, istilası ve gerçeği çoktan kuşattı yeryüzünü. Geriye ne kaldı ki, hayal ile delilik arasında, isyan ile melankoli arasında gidip gelerek o gerçeğe toslayan, belki bir delik açılmıştır umuduyla etrafa şaşkın bakan, dinamitlerle ve tahrip kalıplarıyla gerilla eylemlerinin yolunu gözleyen ruh kardeşlerinden, ne kaybedecek ne kazanacak bir şeyleri olan bu ruh kardeşlerinin ne zaman ve nerede patlayacağı bilinmeyen öfkesinden, suskunluğundan, maddi ve manevi şiddetinden başka?

    (Yazının ve sözün de iktidarı var -medyası; "başka bir dünya" gibi, "başka bir yazı", "başka bir söz" de mümkün -ya da aynı ölçüde imkânsız. Ama işte yaşıyoruz, konuşuyor ve yazıyoruz -tıpkı bu imkânsızın sınırındaki söz ve yazı gibi; kendi iktidarını dinamitleyecek tahrip kalıbını elinde taşıyan bir söz ve yazı; geri çekilmeye, yer açmaya hazır bir söz ve yazı; fazla yer ve zaman işgal edenlere, hayatı ve dünyayı fazlalıklarıyla ve boşluklarıyla dolduranlara küfre hazır bir söz ve yazı...)
    Şiddetin yazı hali; ip cambazının dengesi ve dengesizliği; "kan akarken yazıyorum" diyebileni, "kan konuşmaz"ı...

    Ve insanı insan yapan her şeyle, iktisadi-araçsal aklın artık gereksinim duymayıp bir köşeye fırlattığı her şeyle, soyutlama gücüyle, simgesel ve imgesel düşünceyle, hayalgücüyle, ütopyayla, yaratıyla, matematikle, şiirle, felsefeyle, düşünceyle ve emekle... karşı çıkış adına!
    #363500 ugur | 09/01/2015 00:06